BEDİÜZZAMAN'DA TECDİT VE ISLÂH METODU

İslâm tarihinde Müslümanların imanınımuhafaza eden birbirine benzer üçhareket vardır: Hindistan'da İmam-ıRabbanî, Cezayirde İbni Badis ve Türkiye'de Bediüzzaman Said Nursîhareketidir.

Bediüzzaman Said Nursi, Arap âleminde pek duyulmamışbir isimdir. İlk emri "oku" olan bir dinin mensuplarıokumamış, cehalet her tarafımızıkaplamıştır. Eğitim ve kültür sahasında uzman bir profesörün, Peygamberimizin (a.s.m.) nerede doğduğunu ve nerede vefat ettiğini bilmemesini tasavvur edebilir misiniz? Üstelik bu profesör, Resulullahın Kâbe'de metfun bulunduğunu zannediyorsa...

Bütün dünyanın tanıdığıen mühim ve en büyük insan hakkında cehaletin boyutlarıbu dereceye ulaşmışsa; Arap olmayan diğer âlimler hakkındaki cehalet ve ilgisizliği varın siz düşünün!

el-Ezher'de "İslâm DâvâsıYüksek Meclisi" genel sekreterliğinde bulunduğum sıralarda, İhsan Kâsım es-Salihî'nin Bediüzzaman Said Nursîhakkında yazdığıTarihçe'den yüzlerce satın almıştım. Bunun üzerine birçok kimse tarafından soru yağmuruna tutuldum: "Bu kitabıniçin alıyorsun? Said Nursîkimdir? Hangi ülkede yaşadı? Şair mi, yazar mı? İslâm âlimi mi, filozof mu? Hindistanlımı, Arap mı?"

Bu sorular, varlığımızıve özümüzütehdit eden cehalet musibetinin ve yıkılışsebeplerinin bir göstergesinden başka bir şey değildir.

Bu sempozyum için şöyle bir başlık seçtim:

"Bediüzzaman'da tecdit ve ıslâh medodu." Diğer bir ifade ile: "Dâvâsında bütün tecdid ve ıslâh hareketleri şekillenmişbir ıslâhatçı: Bediüzzaman Said Nursî."

Araştırmamıdört maddede toplamaya çalıştım:

1.   Bediüzzaman'ın yaşadığıasra genel bir bakış.

2.   Bediüzzaman'ın yaşadığıasırda yaygın olan ıslâh hareketleri.

3.   Bediüzzaman'ın tebliğmetodu.

4.   Bediüzzaman'ın üstlendiği hizmet.

19. asır, islâm tarihinin en dehşetli asrıydı. Türklerin ve diğer bütün Müslümanların en karanlık dönemleriydi. Bu dönemde yıkılışlar ve çöküşler başladı. Kralların istibdadıve zulmü, kifayetsizlikleri ve sefahatleri; devlet adamlarının ihanetleri ve milleti aldatmaları; halkın rahata ve refaha düşkünlüğü; cehalet ve hurafelerin yaygınlaşmasıgibi musibetler alabildiğine yaygınlaşmıştı. Müslümanların temel ilimlerle olan bağları kopmuş; fıkıh, dil, edebiyat ve matematik gibi ilimleri öğrenenler azalmış, hattâçokları, fizik, kimya ve matematik gibi fen ilimlerine küfür veya sihir nazarıyla bakar olmuştu. Zihinler birtakım hurafelerle boyanmıştı. Kurtuluşyanlışkapıda arandı. Yol gösterenler itham edildi. İpin ucunu deccallar ve ihtilâlciler yakaladı. Doğudan Batıya İslâmîeğitim gören talebelerin tartıştıklarışey, kibrite dokunmak caiz midir, onu bir yakıcıolarak kullanmak ve yemek pişirmek caiz olur mu; kibrit maddesinden yapılan zımparaya dokunan günaha girer mi gibi mânâsız şeylerdi.

Felaket korkunç, musibet büyüktü. İslâmiyet ve Müslümanlara karşıaçılan savaşşiddetliydi. Tarihçi Cebertî'nin dediği gibi.

"O yıllarda büyük savaşlar, dehşetli hâdiseler, korkunçboyutlarda tabii âfetler ve peşpeşe gelen belâlar yaşandı. Zamanın dengesi bozuldu, karakterier değişti, değerler inkılâba yüz tuttu. Nesiller arasıçelişkiler başgösterdi Her şey yıkıldı, yakıldı... ‘Allah, halkısalih olan bir beldeyi haksız yere zulmen helâk etmez"2

Bunun ardından tâbiîolarak reaksiyon başladı. Sömürgecilerin tutumlarıve Haçlıların taassubu Müslümanlarıharekete geçirdi. Gayret ve cihad ruhunu hızlandırdı. Müslüman toplumlarda ve cemaat liderlerinde dinîşuur canlanmaya başladı.

O günlerde din, tek başına bir itici güçteşkil ediyordu. Âlimler, İslâm âleminin bedeninde canlıbir uzuv gibiydi. Kılıçile kalem yan yana işgörüyordu. İşte, Kafkas kahramanıŞeyh Şâmil, Somali ve Sudan'da çıkan Mehdîler, bu kılıçve kalemi yan yana getiren yakın İslâm tarihinin ender şahsiyetlerinden birkaçıdır.3

islâm tarihinde üçhareket

İslâm tarihinde birbirine benzer, belki birbirinin aynıüçİslâmîhareket çıkmıştır. Bu hareketlerin her birisi, Müslümanların inançlarını muhafaza etmekte büyük rol oynamıştır.

Bunlardan birincisi: Hicrîikinci bin yılının imamı, Hindistanh müceddid, mücahid ve zâhid İmam-ıRabbânî'nin hareketiydi.

îkincisi: Cezayir'de Abdülhamid bin Bâdis'in hareketi.

Üçüncüsü: Türkiye'de Bediüzzaman Said Nursi'nin hareketi.

İbni Bâdis'in hareketi:

Cezayir'de İslâmiyete ve Araplara ait herşeyi değiştirmeye ve yok etmeye çalışan Fransız sömürgesine karşıidi. Zira Fransız Kardinali L. Figri şöyle diyordu:

"Cezayir artık İslâmiyeti temsil etmiyor, Hıristiyanlığın beşiği haline gelmiştir. Her mescidde ve her köşede ezan seslerinin yerine kilise çanlarının seslerinin yükselmesi gerekir."

Kan ve fışkıortasından çıkan süt gibi, sabah da karanlık ve gecenin bağrından doğar. İşte bu karanlık dönemde bütün Cezayir halkı Abdülhamid bin Bâdis'in sabahımüjdeleyen sesiyle uyandı:

Cezayir halkıMüslümandır ve Araptır.

Kim dese ki onlar aslından kopmuştur, yalandır.

Onlarıimha etmeye kalkışanlar bilsinler ki,

Muhali talep etme sevdasına kapılmışlardır.

İbni Bâdis, eğitim, öğretim, vaaz, irşat, cemaat faaliyeti, kitap yayınıve gazeteciliğe önem vermiştir.

İbni Bâdis Bediüzzaman'la çağdaştı. Bediüzzaman, Hicrî1293 tarihinde doğmuş, 1379 tarihinde vefat etmiş; İbni Bâdis ise, 1308'de doğmuş1359'da vefat etmiştir.

İmam-ıRabbanîHareketi

İmam-ıRabbani'nin hareketini Bediüzzaman'ın hareketiyle karşılaştırdığımızda tamamen mutabık olduğunu görmekteyiz. İmam-ı Rabbanî(k.s.) Hindistan'ın en sefih hükümdarlarından Ekber Şah zamanında yaşadı. Ekber Şah İslâmiyeti tamamen ortadan kaldırmak istedi. İslâmiyeti sinsice tahrif etmeye teşebbüs etti. Putperestliğe yer veren yeni bir din kurmak arzusuna kapıldı. Güya bu hareketiyle saltanatınımuhafaza edecek, Hindulara şirin gözükecek, kalplerinde taht kuracaktı. Sonunda genişçaplıbir program tatbik etmeye başladı. İcraatlarından bazıları şunlardır:

1.   Hindu   emîrlerin   kızlarıyla   evlendi.   Evlendiği   bu   kızlar,    dinlerine   bağlı   kalacaktı.    Sarayda   diledikleri   gibi   inançlarını yaşayabileceklerdi.

2. Giyim kuşamda onların âdet ve geleneklerini taklit etti.

3. İslâmiyete karşınefret ve düşmanlık getirdi. Bu nefret ve düşmanlığıo dereceye vardırdıki Peygamberimizi tahkir maksadıyla hizmetçilerine "Ahmed, Muhammed" gibi isimleri taktı.

4. Hicrîtakvimi, "İlâhîTakvim" diye isimlendirdi ve başlangıçolarak da kendisinin tahta çıkıştarihini koydu.

Bununla beraber içki, kumar ve her türlümenhiyatımeşru kıldı. Ekber Şah icraatlarında yalnız değildi. En büyük destekçileri, maalesef ilmin şerefini ayaklar altına alan âlimlerdi. Bu âlimler Ekber Şah'a "Sicil" adınıverdikleri bir lâyiha sunarak masum (günahsız) olduğunu ilân ettiler. Ayrıca bu lâyihada ona, dilediği kanunu çıkarabilme, istediği hükmüverebilme ve arzu ettiği şeyi yapabilme fetvasınıverdiler.

Kısacası, bütün bu icraat, İslâm  dininin yerine yeni bir din ihdas etme  gayretkeşliğinin  ön hazırlıklarıydı. Zira, kendisinin ve çevresindekilerin görüşlerine göre, İslâm asrın ihtiyaçlarına cevap veremiyordu. Bunun için yeni bir "din"e ihtiyaçvardı.

Ve sonunda "İlâhîDin" dedikleri yeni dinlerini ilân ettiler. Sloganlarıda, "AllahüEkber"di. Bununla-Hâşâ-Ekber Şah'ıkasdediyorlardı.

Bu dönem, Müslümanlar için felaket yıllarıydı. Yangın ülkenin her tarafınısarmıştı. İşkencelerden, hapislerden, sürgünlerden nasibini alan alana... Fakat en elim olan ve gözleri en çok yaşartan şey, halka gelen bu belâların, o asrın en büyük âlimlerine de ulaşmasıydı. Bu fitnenin karşısında çok az sayıda âlim ayakta kalabildi. Âlimlerin ekseriyeti Krala boyun eğmişti.

O dehşetli günlerde, ortaya Allah'ın inayetine mazhar olan bir zat çıktı. Şah'ın karşısına dikilerek cihad bayrağınıaçtı. İşte bu zât, Hicrî ikinci bin yılının imamı, İmam-ıRabbânîHazretleridir. Cenab-ıHakkın inayetine mazhar olan İmam-ıRabbanîcihadıyla Kralın fitnesini tarihe gömdü.4

İslâm dini "tevhid dini" olduğu için birlik dinidir.

"İşte bütün bu peygamberlerin getirdikleri din, tek bir dindir ki, o da sizin dininiz olan İslamdır."

"Müşriklerden olmayın. O müşrikler ki, dinlerinde ayrılığa düşerek parça parça olmuşlardır. Ve herbir fırka, kendi diniyle övünüp durur." 6

İslâmiyet şirki ortadan kaldırdığıgibi, şirkin neticesi olan bölücülüğüve ihtilafıda yasaklamıştır. Bu hususta Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmaktadır:

"Benden sonra birbirinin boynunu vuran kâfirlere dönmeyiniz."

Müslümanlar arasındaki ihtilafın sebeplerinden biri olan cehalet bugün ortadan kalkmışdeğildir. Günümüz Müslümanlarıarasında hâlâ İbn-i Teymiye ve ibn-i Kayyum el-Cevzîgibi âlimleri dalaletle itham edenler var. Tasavvuf ve tarikata "hurafe" diyenler var. Muhyiddin İbni Arabi hakkında kâfir ve mürted görüşünde olanlar var. Bugün hâla birçok kimse İmamiye Şiasınıküfür ve zındıklıkla itham ediyor.

Bediüzzaman, bütün bu ihtilafların karşısına bir hâkim-i âdil sıfatıyla çıktı, cehalet ve taassubun doğurduğu  görüşayrılıklarınıadaletin hassas terazisiyle tarttı.

İhsan Kasım es-Salihî'nin dediği gibi:

"Risale-i Nurlar, şahıs ve cemaatlar hakkında hüküm verirken haşir meydanında kurulacak olan İlâhîadalet terazisinin bir benzerinin bu dünyada da kurulmasına davet eder.

"Bediüzzaman, ihtilafa düşen tarafların aralarınıbulmak için, ölçüler koyarken; ne bir tarafıterk edip sadece diğer tarafıele alır ve ne de birinin hakkına göz yumarak karşıtaraftakini haklıçıkarır. Her iki tarafın iyilik ve kötülüklerini ve onlarıo yola sevkeden sebepleri ve çevre faktörlerini nazara alarak hükmünüverir. İslâm âlimleri ve cemaatlari hakkındaki tarihîihtilaflar konusunda Risale-i Nurların takip ettiği yol budur."

Şu ifadelerde de Risale-i Nurun realiteye uygun ince yorumlarıbir derece hissedilebilir.

"Âlem-i İslâmda ehl-i sünnet ve cemaat denilen ehl-i hak ve istikamet fırka-i azimesi, hakaik-i Kur'âniyeyi ve imaniyeyi istikamet dairesinde hüve hüvesine sünnet-i seniyyeye ittiba ederek muhafaza etmişler, Ehl-i velayetin ekseriyet-i mutlakası, o daireden neş'et etmişler. Diğer bir kısım ehl-i velayet, ehl-i sünnet ve cemaatin bazıdesatirleri haricinde ve usullerine muhalif bir caddede görünmüş. İşte şu kısım ehl-i velayete bakanlar iki şıkka ayrıldılar:

"Bir kısmıise, ehl-i sünnetin usulüne muhalif olduklarıiçin velayetlerini inkâr ettiler. Hattâonlardan bir kısmının tekfirine kadar gittiler.

"Diğer kısım ki, onlara ittiba edenler, onların velayetlerini kabul ettikleri için derler ki: ‘Hak yalnız ehl-i sünnet ve cemaatin mesleğine münhasır değil.' Ehl-i bid'adan bir fırka teşkil ettiler, hattâdalalete kadar gittiler. Bilmediler ki, her hâdi zat, mühdi olamaz. Şeyhleri hatasından mazurdur. Çünkümeczubdur. Kendileri ise mazur olamazlar.

"Mutavassıt bir kısım ise, o velilerin velâyetlerini inkâr etmediler, fakat yollarınıve mesleklerini kabul etmediler. Diyorlar ki; ‘Hilaf-ı usul olan sözleri, ya hale mağlub olup hatâettiler veyahut mânâsıbilinmez müteşâbihat misillüşatahattır.'

"Maatteessüf birinci kısım, hususan ulemâ-i ehl-i zâhir meslek-i ehl-i sünneti muhafaza niyetiyle, çok mühim evliyayıinkâr, hatta tadlil etmeye mecbur olmuşlar. İkinci kısım olan tarafdarlarıise, o çeşit şeyhlere ziyade hüsn-üzan ettikleri için hak mesleğini bırakıp, bid'ate, hattâ dalalete girdikleri olmuş..." 8

Şeyhülislâm  İbn-i  Teymiye ve  sadık talebesi  İbn-i  Kayyum el-Cevzi  hakkında Risale-i  Nurun görüşünedir? Muhyiddin-i Arabî hakkındaki kanaati nedir?

Emirdağ'da ikamet ettiği yıllarda bir talebesine gönderdiği bir mektubunda Bediüzzaman Hazretleri, İbn-i Teymiye ve İbni Kayyum el-Cevzi'nin kendileri ve eserleri hakkında, "Meşhur dehşetli dâhi"; "pek acip ve câzibedar eserler" diye söz eder ve şöyle der:

"Meşhur dehşetli dahilerden İbni Teymiye ve İbni Kayyum el-Cevzi'nin pek acip ve câzibedar eserleri İstanbul'da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle..." 9

Muhyiddin-i Arabi'ye gelince, iki ayrırisaleden iki paragraf alıyoruz. Birisi kendisi hakkında, diğeri de mesleği hakkındaki hükmü açıklıyor.

"Mustafa Sabri ile Musa Bekuf'un efkârınımuvazene etmek için vaktim müsait değildir. Yalnız bu kadar derim ki: Muhyiddin, kendisi hâdi ve makbuldür. Fakat her kitabında mühdi ve mürşid olamıyor. Hakaikte çok zaman mizansız gittiğinden, kavaid-i ehl-i sünnete muhalefet ediyor ve bazıkelâmları, zahiri dalâlet ifade ediyor; fakat kendisi dalaletten müberrâdır. Bazan kelâm küfür görünür, fakat sahibi kâfir olamaz."

Devamında ise kitaplarıhakkında şu hususa dikkat çekiyor:

"Evet bu zamanda Muhyiddin'in kitapları, hususan vahdetü'l-vücuda dâir mes'elelerini okumak, zararlıdır."

Bu ihtilaf ve tenakuzlara karşıBediüzzaman'ın tutumu, İmâm-ıGazâlî'nin kendi zamanında yaygın olan ihtilaf ve tenakuzlara karşı tutumu gibidir. İmam-ıGazâlî, fikirleri ve ilmîmevkii itibariyle müstakil bir şahsiyetti. Görüşleri kendinden öncekilerinkinden, hattâmensup olduğu mezhebe bağlıolan âlimlerinkinden bile farklıydı.

İmam-ıGazâlî, bazıkelâm meselelerinde, Eş'arî'den farklıgörüşe sahip olduğu gibi; mensubu bulunduğu ŞâfiîMezhebinin imamı Şâfiî'den de bazıfıkhîmeselelerde farklıdüşünmüştür. Meselâ, İhyâu Ulûmuddin'de su bahsinde şöyle der:

"Candan arzu ederdim ki, İmam Şâfiî'nin mezhebi de İmâm-ı Mâlik'in, ‘su, ne kadar az olursa olsun, üçvasfından biri değişmedikçe pislenmez' dediği gibi olsaydı." Ve sonra İmâm-ıMâlik'i yedi delil ile te'yid eder... 11

Onun İmam-ıEş'arî'ye olan muhalefeti, bazıEşa'rîlerin damarına dokunmuş; hattâonu yoldan çıkmakla, küfürle itham etmişlerdi. Bu kimseler,

"Gazâli'nin bazıkitaplarında Sahabenin ve mütekellimîn ulemasının mezhebine muhalefet vardır. Halbuki Eş'arîmezhebinden sapmak küfürdür. Onun görüşlerine ters düşmek dalâlettir, hasârettir" diyerek ona hücum etmişlerdi.

Bediüzzaman ve çağdaşmütefekkirler

Bediüzzaman Said Nursi, siyasete günlük mânâsıyla ehemmiyet vermez. Onun siyasete karşıilgisi, İslâm âleminin dertleriyle azap çeken bir Müslümanın ilgisidir. Bu asırda bilinen mânâsıyla siyaset, konuştuğu şeyin tersini yapmaktır.

İslâmiyetteki siyaset ise, dinîinançlara ve bu inançların sağladığıahlâkîdeğerlere bağlıkalmaktır.

Bediüzzaman Said Nursi'nin bu inancıve bunun çağrıştırdığıahlâkîdeğerleri yaşatmak gayretindedir. Mesele Resulullahın (a.s.m.) şu hadisi etrafında dönmektedir:

"Kim Müslümanların işlerine ihtimam göstermezse, onlardan değildir."

Bu hadis her Müslüman kadın ve erkeğe hakkıaçıkça söylemeyi, yeryüzünde Allah'ın adınıyüceltme konusunda gayret göstermeyi, meşru vesileleri kullanarak İslâma hizmeti şart kılıyor.

Bediüzzaman bu hususta Cemâleddin Afgânîgibi   hakkıapaçık söylemiştir. Zâlimlerin yüzlerine karşı"Millete yaptığınız zulme son verin" diye haykırmıştır.

Bununla beraber Bediüzzaman'ın üslûbu siyasi değil, fikir ve eğitim ağırlıklıdır. Bu yönüyle Şeyh Muhammed Abduh'a benzemektedir. Muhammed Abduh'un bu konuda meşhur bir sözüvardır:

"Geçmişte, şimdide ve her zaman, siyasetten kaynaklanan her şeye ve siyasete Allah lânet etsin..."

Şeyh Muhammed Abduh'un nazarında, îmanın muhafazasıve takviyesi için en önemli vesile, Kur'ân-ıKerîm tefsiridir...

Abduh, âyeti okur, şayet âyet îmana dair ise, başka âyetlerden de istifade ederek kâfi derecede izah ederdi. Şayet ahlâka ait bir âyet ise, bu âyette geçen ahlâkîdüsturların, milletin ıslâhındaki tesirini ve aydınlatcıyönlerini beyan ederdi. Şayet âyet-i kerime sosyal hayatın esaslarından bahsediyorsa, milletin hayatında bu esasların önemini nazara olarak açıklardı. 13

Muhammed Abduh, Tefsîrü'l-Menâr'ında bu üslûbu tercih etmiş. Seyyid Kutub, FîZılâli'l-Kur'ân'da bu üslûbu tercih etmiş. Ezher şeyhlerinde Mahmud Şeltut bu üslûbu tercih etmiş. Daha sonra da İslâm dünyasında birçok âlim bu üslûbu tercih etmiştir.

Bediüzzaman Said Nursî'nin Risale-i Nur tefsirinde tercih ettiği üslûba gelince; Üstad, risaleleri tarif ederken şöyle eder:

"Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur'ân'ın bâhir bir bürhanıve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem'a-i i'caz-ımânevîsi ve o bahrin bir reşhasıve o güneşin bir şuâıve o mâden-i ilm-i hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesidir." 14

"Risale-i Nurlar, çeşitli ilim ve fen kaynaklarından istifade edilerek yazılan diğer eserler gibi değildir. Üstad Bediüzzaman, Kur'ân'dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve te'lifat zamanında yanında hiçbir kitab bulunmadan Nur Risalelerini te'lif etmiştir." 15

"Sual: Risale-i Nurlar bildiğimiz diğer tefsirlere benzemiyor, nasıl onlara Kur'ân-ıKerim tefsiri nedir?

"Cevap: Tefsir iki kısımdır: Biri, âyetin ibaresini ve lâfzınıtefsir eder; biri de, âyetin mâna ve hakikatlarınıizah ile isbat eder. Risale-i Nur, bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarıve en parlağıve en mükemmeli olduğu, ehl-i tahkik ve tetkikten binlercesinin şehadetiyle ve tasdikiyle sabittir."16

Bediüzzaman Said Nursi, Muhammed ikbâl ile aynızamanlarda dünyaya gelmişti. Her ikisi de 19. asrın yetmişli yıllarında doğdular. Fakat Bediüzzaman, Muhammed ikbâl'den daha fazla yaşamıştır. Bu iki değerli âlim, Batımedeniyetine karşıaynıtutumu izlediler. Her ikisi de Batının adlatıcı, parlak görünüşüne itibar etmediler. Batımedeniyetinin ruhuna nüfuz ederek içyüzünüortaya çıkardılar.

İlmin ve terakkinin aslâkarşısında olmadılar. Her ikisi de zulümden kurtuluşçarelerini aradılar. Bütün bunlar, zaten bizim inancımızın bir parçasıdır. Çünküİslâm dini, ilim öğrenmeyi farz kılan tek dindir.

Bediüzzaman'ın, Kur'ân'la barışmayan Avrupanın ikinci yüzüolan Batımedeniyetine bakışışöyledir:

"Küfür ve küfranıdağıtıp neşreden onun bedbaht ruhudur! Acaba hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musîbetlerle musîbetzede olmuşve azaba düşmüşbir adamın cismiyle, zahirîbir surette aldatıcıbir zînet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mes'ud denilebilir mi? Âyâgörmüyor musun ki, bir adamın cüz'îbir emirden me'yus olmasıve vehmîbir emelden ümidi kesilmesi ve ehemmiyetsiz bir işten inkisar-ıhayale uğramasısebebiyle tatlıhayaller ona acılaşıyor, şirin vaziyetler onu tazib ediyor, dünya ona dar geliyor, zindan oluyor. Halbuki senin şeâmetinle, kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâesasında dalâlet darbesini yiyen ve o dalâlet cihetiyle bütün emelleri inkıtâa uğrayan ve bütün elemleri ondan neş'et eden bir bîçare insana hangi saadeti temin ediyorsun? Acaba zâil, yalancıbir Cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu Cehennemde azap çeken bir insana mes'ud denilebilir mi? İşte sen bîçare beşeri böyle baştan çıkardın. Yalancıbir Cennet içinde Cehennemîbir azap çektiriyorsun."16

Alex Carrel'de İnsan Denen Mechul kitabında aynımeâlde şeyleri söylememişmidir? Tomby'nin bu medeniyetin yorumunu yaparken ikazda bulunduğu şey, aynışey değil midir? Evet, eskiden birçok medeniyetin çökmesi gibi, bu medeniyetin de çöküşünün yaklaştığınıhaber veren son zamanlarda birçok kitap ve araştırmanın yayınlandığınıgörmekteyiz.

Muhammed İkbâl'in haber verdiği gibi, ruhu susuzluktan ölmeye yüz tutmuşAvrupa, içinde medeniyet görünen aldatıcıserapta intihar ediyor. Bugün değilse de, yarın mutlaka edecektir. Zira, temel taşlarıkaymışolan bu medeniyetin en ufak bir sadmeye dahi tahammülükalmamıştır. Bu hüküm kapitalizm için geçerli olduğu kadar, komünizm için de geçerlidir. Her ikisi de Allah Teâlâ'nın yeryüzünün halifesi olarak yarattığıinsan gerçeğine zıddır. 17

Verilen haberin yarısıkomünizmin çöküşüyle gerçekleşti. Diğer yarısının tamamlanmasıise uzak değildir.

Evet, biz sıradan bir adamın karşısında değiliz. Abbas el-Akkad'ın Hz. Ömer (r.a.) hakkında dediği gibi,

"Fevkalâde üstün meziyetlere sahip, kusursuz bir insan, hâlifelik konusunda mümtaz bir şahsiyet. Böyle şahsiyetler bir zaman dilimi içinde ancak bir kaçtane bulunabilir."

"Evet, o hiçşüphesiz güçlübir insandır. Zîra her büyük insan güçlüdür. Böyle insanlarıgerçek yönleriyle tanımak kolay değildir. Çünkü o insan tarihte emsâli az görülen bir şahsiyettir. Bazan olur ki, ahlâk ve karakterlerinin incelikleri bakımından böyle büyük şahsiyetler tarihte tek başlarına bir tarz, bir ekol hükmünde yerlerini alırlar."

Bediüzzaman'ın cesaret ve cihadı

İşte Said Nursi, böyle bir büyüklüğün ve gücün en üst mertebesine ulaşmışbir şahsiyettir.

Küfre karşıimân gücü...

Bâtıla karşıhak gücü...

Hurafelere karşıilim gücü...

Ölüme ve tehditlere karşıkahramanlık gücü... Bediüzzaman'ın Rus Generali Nikolaviçile olan kıssası, onun bu cesaret ve gücüne canlı bir misaldir.

Şeriatıtatbik etmek isteyen bir harekete katıldığıgerekçesiyle mahkemeye sevkedilen Bediüzzaman'ın mahkemedeki tavrıda bu güce canlıbir misâldır. O gün mahkeme, pencereden bakıldığında dışarıda idam edilmiş15 kişinin cesetlerinin görüldüğübir manzaraya sahipti. Mahkeme Reisi sorar:

"Sen de Şeriat istedin mi? İşte şeriatıisteyenler böyle asılırlar."

Bediüzzaman'ın ise cevabışudur:

"Şeriatın bir hakikatına bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.

"Ben hapishane denilen âlem-i berzahın kapısında durmuşum ve darağacıdenilen istasyonda âhirete giden şimendiferi bekliyorum.

"Bu hükümet, zaman-ıistibdatta akla husumet ederdi. Şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükûmet böyle olursa yaşasın cünun! Yaşasın mevt! Zalimler için de yaşasın Cehennem!"

"Âlimler ıslâh olursa, âlem de ıslâh olur." Evet, âlim ıslâh olursa, âmirler de ıslâh olur. Âmirler ıslâh olursa, onların işleri de sâlih olur.

Resulullah (a.s.m.) buyuruyorlar ki: "Ümmetimden iki sınıf vardır ki, bunlar ıslâh olduğu zaman insanlar da ıslâh olur. Bunlar bozulduğu zaman insanlar da bozulur. Bu iki sınıf âlimler ve âmirlerdir".

Önce âlim... Çünkügerçekleri dile getirmekten o sorumludur. Sonra âmirler gelir; çünküonlar da âlimlerin izahlarıistikametinde karar alıp tatbik ederler.

Muhammed bin Sâlih şöyle anlatıyor:

"Hammad bin Seleme'nin ziyaretine gittim. Evinde bir hasır, bir Mushaf, bir kitaplık ve bir ibrik vardı. Kendisiyle otururken kapıçalındı. Kapıyıaçtık, baktık Muhammed bin Süleyman. Müsaade edildi, içeri girdi ve huzurunda oturdu. Sonra, ‘Sizi görünce beni bir heybet sardı, bunun hikmeti nedir?' diye sordu.

Hammad:

"ÇünküResûl-i Ekrem (a.s.m.), ‘Âlim, ilmi ile Allah rızasınımurad ederse, ondan her şey korkar. Fakat ilmi ile dünya menfaatini kasdederse, o her şeyden korkar' buyurmuştur." 18

Evet, Bediüzzaman Said Nursi, İslâm âleminin vicdanında yaşayacaktır. Dünyada tek bir Müslüman kaldığımüddetçe eserleri ve hizmetleri devam edecektir. Onun şöhret ve cihadıölümüyle son bulmayacak ve bulmamıştır. Neşrettiği nur-u Muhammedîyi söndürmeye kimsenin gücüyetmeyecektir. Yoksa, tâel-Ezher diyarıolan Mısır'dan bizi buralara kadar getiren sır nedir? İslâmiyet ne ırk, ne de dil farkıtanır. Zalimler, en büyük kötülük olarak, bu İslâm ümmetini cahil ve ırkçıtoplumlar haline getirmeye çalışsalar bile...

Bediüzzaman Said Nursi'nin şahsında İslâm güneşi parlamaya başladı. Öyle bir güneşki, zaman, mekân, hâl ve müstakbel sınırlarını aşıyor.

Öyle bir güneşki, ümitsizlikle kararmışkalplerde ve İslâmbol minarelerinden yeniden ümit ruhunu canlandırıyor.

Artık İslâmbol eski haliyle geri dönüyor. Her renkten, her milletten İslâmın evlâtları, onun bu dönüşünükutluyor...

1. Tahsilini el-Ezher Üniversitesinde yaptı. Yüksek ihtisasınıCamridge, Oryantal ve Pencap Üniversitelerinde tamamladı. Mısır'ın İngiliz işgalinden kurtulmasında aktif rol aldı. Bunun üzerine İngilizler tarafından tutuklanarak işkenceye tabi tutuldu. İhvân-ıMüslimîn saflarında hizmet gördüğüyıllarda Cemal Abdünnâsır'ın zulmüne uğrayanlar arasındaydı.

Mısır'da ve diğer İslâm ülkelerinde önemli görevler üstlendi. Uzun yıllar Avustralya'nın Sidney şehrinde faaliyet gösteren İslâm Merkezinin Müdürlüğünüve Ezher İslâm DâvâsıYüksek Meclisi Genel Sekreterliğini yapmışolan Çelebi, Mısır Yazarlar Birliği, Pakistan İslâm Dâvâsı Yüksek Meclisi ve Sudan İslâm DâvâsıCemiyeti gibi kuruluşların âzâsıdır. Mezhepler Arasında Yakınlık Noktalarınıaraştıran milletlerarasıilmîmeclisin de kurucu üyesidir.

Çok iyi bir hatip olan Çelebi, daha çok İslâmîtebliğkonusunda Asya, Avrupa, Afrika ve Avusturalya'da 70'ten fazla milletlerarası konferansa katıldı.

Abdülvedud Çelebî'nin İngilizce ve Arapça olarak 15'in üzerinde yayınlanmışeseri bulunmaktadır.

2.  el-Cebertî. Acîbu'l-Asâr. Kahire: Dârü'ş-Şa'b.

3.  el-Mehdîel-Sudânî. Kahire: Dârü'l-Maarif, 1981.

4.  Mesud En-Nedevî. Nazratün İcmâliyye İlâintişâri'd-Da'vâti'l-İslâmiyye Fî'l-Hind, s. 20.

5.  Enbiya Sûresi, 92.

6.  Rum Sûresi, 31-32.

7.  Buharî, İlim: 471

8.Bediüzzaman Said Nursî. Mektubat, s. 319.

9.  Bediüzzaman Said Nursî. EmirdağLâhikası, I:201.

10.    Bediüzzaman Said Nursî. Lem'alar, s. 262.

11.   İhyâu'Ulûmid-Dîn, C.1; 3 Kitâb; 1. Bâb.

12.   Dr. Yusuf el-Kardâvî. el-İmâmü'l-Gazâlî, s. 67, 68

13.   Târihu'l-Üstâzi'l-İmam Li Reşid Rızâ, Muhammed Abduh Li'l-Akkad, Züamâu'l-Islâh, Ahmed Emîn, s. 329. Beşinci baskı.

14.   Bediüzzaman Said Nursî. Şu'alar: 576.

15.   Bediüzzaman Said Nursî. Tarihçe-i Hayat, s. 143.

16.   A.g.e., s. 143.

17.   Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, s.106.

18.   Allâme Ebûl-Hasen en-Nedevî. Revâiu'l-İkbâl.

19.   (Buharî, Edeb'inde; Müslim, Erba'a'sında rivayet etmiştir.)

Makale Yazarı: 
Prof. Dr. ABDÜLVEDUD ÇELEBİ' (Ezher Üniversités! - MISIR)