Bediüzzaman'ın sosyolojik derinliği ve başarısı, İslâmın zengin dinîve kültürel dağarcığınıanlamışolmasında toplanır.
Herşeyden önce Bediüzzaman Said Nursîkonusuna ne şekilde eğildiğimi belirtmek isterim. Her insan belli bir konuya yaklaşmada bu olaylarıkendine özgübir görüşaçısından değerlendirir. Bu görüşaçısının özelliklerini önceden ortaya koymak, bir bilimsel âdâb meselesi olduğu kadar dinleyici ya da okuyucuyu uyarma fonksiyonu da görür. Önce bu bilimsel ödevi en açık bir şekilde ortaya koymam gerektiğinden bu konuda bir açıklamayla başlayacağım.
Vahiy ya da ilham yoluyla şekillenen her dinîgirişimde iki eksen bulmak mümkündür. Bir taraftan İlâhîvarlığın mevcudiyeti ve kâinata koyduğu düzenle ilgili emirler ve bilgiler sadır olur, diğer taraftan insanların bunlarıyerine getirmeleri istenir. Ancak, genelde insanlar kendilerine verilen ve bir ideali temsil eden mesajıkusursuz olarak tatbik mevkiine koyamazlar. Bunun sebeplerinden biri, vahyin nâzil olduğunda anlaşılmasından çok hatırlanmasının gerektiği keyfiyetidir. Vahiy nâzil olduğu sırada söylenir, duyulur, ifade edilir ve tekrarlanır. İncelenmesi, anlatılmasıve anlaşılmasıdaha bahis konusu değildir. Vahiydeki mesajın anlaşılmasıve yorumlanmasıbir ikinci aşamada başlar. Örneğin Peygamberin Allah kelâmınısöyleyicisi safhasıbirinci safhadır, bu safhadan hemen sonra daha insânîbir kisveyle kelâmullahın başkalarına anlamını aktarmasıikinci safhadır. Mesajın mü'minlerce anlaşılmasıüçüncübir safha teşkil eder. Mü'minler mesajıkendi insanlıklarının sınırlarının içinden anladıklarından zorunlu olarak mesajın hükmüne nüfuz edemezler. Kısaca, mesajın kendisinin mahiyetiyle insanların onu anlamalarının şekilleri farklıdır. Bediüzzaman'ın Kur'ân'ın icâzı(yani esrarlıderinlikleri) hakkındaki sözleri ve diğer taraftan mesajın herkesçe aynıderinlikle anlaşılmadığı konusunda devamlıolarak söyledikleri mesajla tatbikat arasındaki farkıpek güzel anlatır.
İlâhîmesajın bu safhalarınıhatırda tutarsak, bunların iki ayrıbilim alanıoluşturduğunu görürüz. Mesajın salt dinîbir söylem olarak taşıdığıanlamlarıtahlil eden bilim dalıbunların birincisidir. Bu bilim dalının Batıdillerinde adı"teoloji", İslâmi ilimlerde ise-yaklaşık bir anlamda-bilim dalının adı"fıkıh"dır. Buna karşılık insanların İlâhîmesaja kendilerince maletmeleri sırasında insanlıklarından ve de topluluklar halinde yaşamalarından dolayıİlâhîmesaja verdikleri-bazan beklenmedik- şekillerin incelenmesi ikinci bir bilim dalının alanıdır. Bu bilim dalının adı"din sosyolojisidir." Weber diliyle, din sosyolojisi, "din taşıyıcılarının" dine getirdikleri şeklin incelenmesidir.
Bir örnek vermek gerekirse, İslâmda "tevhid" konusu teoloji alanına giren bir konudur. Diğer taraftan medreselerin başlangıçta az çok amatörce bir sistem oluştururken zamanla gittikçe profesyonelleşmelerinin incelenmesi bir din sosyolojisi konusudur.
Benim Bediüzzaman Said Nursî'ye yaklaşımım kendi akademik alanım olan din sosyolojisi açısından olmuştur. Örneğin, Bediüzzaman'ın, mücedditlik hareketinin ne oranda bir yansımasıolduğu, başlangıçta fikirlerini yayan kimselerin toplumsal menşeinin ne olduğu ve Bediüzzaman'ın fikirlerinin bunlar için aradıklarınasıl yeni bir dünya görüşünütemsil ettiği, karşılaştığısiyasi ortamın kendisini nasıl etkilediği, bütün bunlar din sosyolojisi alanıiçine girer ve benim incelediğim konulardır.
En genel anlamda, Bediüzzaman'ın fikirlerinin kendi devrinin ekonomik, sosyal ve siyasi koşullarıyla nasıl şekillendiği, kendi görüşaçım bakımından önem kazanan problemler olmuştur. Gene de sanırım bu arayışlarım din âlimleri için tamamen faydasız olmamış, bir Nur âlemine Bediüzzaman'ın izleyecilerinin davranışlarının bir yönünüaçıklarken, belki de bu âlemin ulemasına fazladan küçük bir anahtar sunmuşolabilirim.
Mazi ile bağve kimlik sorunu
Açıştoplantımızda ise, Bediüzzaman'ın fikirlerinin önemli bir sosyolojik soruna getirmişolduğu katkıyıincelemek istiyorum. O da mazi ile olan bağve kimlik sorunudur.
Her topluluk geçmişle olan çizgisini hatırlarda taze tutmak mecburiyetindedir. Dün, bugünün anlaşılmasıiçin zaruri bir çıkışnoktasıdır. Bu hatırlama ve hatırlatmanın İslâm âleminde en önemli yollarından biri, geçmişin içinde yaşamaktır. Bunun da en çarpıcıbir İslâmîşekli, ölülerinin içinde yaşamaktır. İslâmda önemli bir yer tunan ölüziyareti, bunun İslâmca makbul olan bir şeklidir. Modern İslâmda bazılarınca kınanan bu ziyaretler aslında tarihin hatırlarda bir nesiller silsilesi olarak yaşamasınısağlar.
Son zamanlarda çıkan bir doktora tezi Kahire'de 11-15. yüzyıllarıarasında Qarafa adıyla kocaman bir evliyalar şehrinin günlük hayatını derinlemesine incelemektedir. Bu tezden anladığımız, ölüleri ziyaretin mü'minler için hem soluk alma, dinini hüzünle değil, sevinçve ümitle yaşama, insanlararasıbağlarıgüçlendirmeyi sağladığıdır.
Ziyaret âdâbı Müslümanların daha serbest bir hava içinde birbirleri ile konuşmalarını sağladığı oranda cemaatin ve ümmetin devamlılığınısağlayan bir destek olmuştur.
Diğer yönden, ziyaretler kollektif vicdan ve hafızayıfertlerin daha genişbir anlama, ölülerinin şan ve şerefine bağlamak suretiyle tutmuştur. 20. yüzyıl makine medeniyeti de İslâmîümmetin kollektif hafızasınıdağıtmakla Bediüzzaman'ın üzerinde devamlıdurduğu problem ortaya çıkmıştır. O da Müslümanların kimlik problemidir. Makine medeniyetiyle birlikte gelişen bu tür milliyetçilik de Müslümanların geçmişle olan bağlarını geciktirme maharetini sergilemiştir. Evliyaların yerine çok daha eskilerde yaşayan Oğuz Kağan'ıkoyan bu anlayış, çağdaşvatandaşın zengin İslâmî dağarcığının yerine abstre, toplumumuz için müphem bir mefhum koymuştur.
Bediüzzaman'ın sosyolojik derinliği ve başarısıbu durumda İslâmın zengin dinîve kültürel dağarcığının yerini hemen anlamış olmasında toplanır. Zira gene Qarafa örneğinde görüldüğügibi, bu mahallenin sağladığıyalnız bir ziyaret protokolüdeğil, kişi kimliğinin gizli yapısında yaşayan bediîzenginliği yaratmasıolmuştur. Bu bediîzenginlik bir bütün olarak Müslümanın günlük hayatıile uyum halindedir.
Vatandaşın "hergün"ü
Qarafa'nın renkleri mü'minin evinde ve sohbetlerde ya da anlatılan halk hikâyelerinde değer verilen, beğenilen renklerdir. Qarafa'nın kokuları, gene İslam kültüründe verilen buhurdan, baharat, gül ve karanfil karışımıbir râyihadır. Duvarlarıve kabirleri süsleyen yazılar tezhibin bir parçasıdır. Önemli olan, kültür, mâşeri vicdan ya da kollektif şuur adınıverdiğimiz harcın bu gibi bir bediîzemin temin edildiği zaman canlı kalabildiğidir.
Türkiye'de milliyetçilik son elli yıl içinde bir Türklük şuuru telkin ettiği oranda başarılısayılabilir. Ne var ki milliyetçiliğimizin eksik taraflarından biri, Qarafa'nın 15. yüzyılda canlıtuttuğu kültür yumağınıve sosyolojik fonksiyonunu ihmal etmişolmasıdır. Daha genelleştirerek diyebiliriz ki, İslâmın cumhuriyet devrine kadar düzenlediği, fakat cumhuriyetin fazla ilgilenmediği bir alan, vatandaşın "hergün"üolmuştur. İhmali, İslâmîkültürün detaylıbir şekilde işlediği bir "hergün"ügenişçapta açık bırakmışolmasıdır. Burada kullandığım "hergün" tabiri, Michel de Certeau adında bir Fransız sosyoloğunun sosyolojiye getirdiği bir ıstılâhtır. Şöyle anlatayım: Michel de Certeau'ya göre insanların çoğunun hayatınıdüzenleyen ıstılâhlar "dışpolitika" ya da "iktisadi sistem" gibi büyük büyük ve zaten anlaşılmasızor abste konular değildir. İnsanların hayatının harcınımeydana getiren her günün örüntüsüve her günümeydana getiren yüzlerce mekân, davranış, âdâb, estetik ahlâk zerrecikleridir. Bunun klâsik özelliklerinden biri Müslümanların günlük hayatınıgayet iyi bilen İmam-ıGazzali'nin bu detaylarıİhya'sına koyarak bir bakıma bir Müslüman "âdâb-ımuaşeret" kitabıyazmışolmasıdır.
Bediüzzaman hakkında yazdığım kitabımda Bediüzzaman'ın, Gazzali'nin aksine İslâmın muamelat, ibadat kısmıüzerinde fazla durmamışolduğu, daha çok Müslümanların kendi dinini anlamalarınısağlayacak kısımlarıirdelemişolduğunu ifade etmiştim. Meselenin toplandığıve son derece önemli saydığım bir nokta, artık çağdaşdünyada Müslümanın kendi günlük hayatında istikamet temin edecek bir "harita"ya muhtaç olmasıve bunun Said Nursîtarafından anlaşılmışolmasıdır.
Bu "harita" hem geçmişle çizgisini açıklayan, hem de "şimdi"sini düzenleyen bir rehber mahiyetini taşımak mecburiyetindedir. Mısırlı Seyyid Qutb'un kitaplarınıbu açıdan değerlendirmek gerekir. Yazılarında Müslümanlara toplumsal harita temin etme amacıaçıkça görülmektedir. Bediüzzaman'ın fikirlerinde bir tarihsel sosyal gelişme şemasının mevcudiyetini hepimiz, sanıyorum, az çok biliyoruz. Fakat bunun yanında fikirlerinin karşılamaya çalıştığınokta, modern Müslümanların modern toplumda kendilerine bir istikamet bulmasıçabalarıdır.
Said Nursî'nin bu çabalarının yalnız Kemalizmin bir boşluğunu doldurmaya yönelik olduğunu düşünmek haksızlık olur. Sorun, endüstri medeniyetinin ve rasyonalist felsefi temelinin genel problemidir. Bediüzzaman'ın devamlıolarak anlam üzerinde durması, İslâmıanlaşılmasıgereken bir din olarak sunması, bir bakıma bunu kendiliğinden gösterir. Fakat, yazılarında konunun bir Türkiye problemi olmasıyanında bir dünya problemi olduğunu anladığınıgösteren bir çok örneğe rastlamak mümkündür.
Kendisini bir biyografi konusu olarak seçmişolmam, İslâmîdüşüncesinin genişboyutlarıiçin olduğu kadar bu dünya problemini başkalarından önce anlamışolmasıdır.
1. 1927'de İstanbul'da doğdu. 1948'de ABD'nin California eyaletindeki Stanford Üniversitesini bitirdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine asis-tan olarak girdi. Burada profesör oldu. Boğaziçi Üniversitesine 1973'de geçti.
Din ve İdeoloji, Jön Türkler, Japoncaya ve Türkçeye çevrilmişeserleri ve yabancıdillerde yayınlanmışçok sayıda makalesi bulunmak-tadır. Ebulula Mardin Hoca'nın yakın arkabasıdır. On yıldır mütefekkir Cemil Meriç'in tavsiyesi üzerine Bediüzzaman Said Nursîve Nurculuk üzerinde sosyolojik çalışma ve araştırma yaparak bu eserini Religion and Social Change in Modern Türkey The Case Bediüzzaman Said Nursîadıyla 1989 Aralık ayında Amerika'da yayınladı. Bu kitabıEkim 1992'de de Türkçeye çevrilerek Bediüzzaman Said NursîOlayıModern Türkiye'de Din ve Toplumsal Deği-şim isimiyle neşredildi. Paris, Londra ve Amerika'da Said Nursîve Nurculukla alâkalıkonferanslar vermektedir. Londra'da yayınlanan Religious Organization and Religious Experience adlıdergide "Bediüzzaman Said Nursîve Bir Tavzifin Şekillenmesi" başlıklıbir inceleme yazısıçıkmıştır.
