MEHMED ŞÜKRÜ YEŞİLNACAR

 1939'da Şanlıurfa'da doğdu. Ticaretle meşgul olmaktadır.

 Taşıyla toprağıyla mübarek olan peygamberler beldesi Urfa, cömertliğiyle ve misafirperverliği ile de tanınan bir vatan burcudur. Urfa'nın bu mübarek faziletini yüzyıllarca evvel burayı da gezen meşhur Seyyah Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, bu veliler diyarı ve peygamberler menzilini sitayişle anlatmaktadır. Risale-i Nurları okuyarak, İslâmî hayatı yaşamaya başladığım için Gaziantep Lisesinden kovularak gittiğimde, Urfalılar bana kucak açmışlardı. Liseyi orada tamamlamıştım. Bu iki senelik Urfa hayatımda, bu aydınlık beldenin nice faziletlerini gözlerimle görmüştüm.

Lise hayatımdan çeyrek yüz yıl sonra Urfa'ya gittiğimde, mektepte velim olan muhterem Yeşilnacar Ağabey Risale-i Nur'u tanıyışını ve Üstadı ziyaretini şöyle anlatmıştı:

"Allah'a şükür, 1956'larda Nur Risalelerini okuyarak, aydınlanmaya başlamıştık. Daha sonraki 1958 yılında Nur Talebelerinin Ankara dâvâsı olmuştu. Bu dâvâdan sonra Isparta'ya Üstad Hazretlerinin ellerini öpmeye, nurlu simasını görmeye gitmiştik. Giderken yanımıza bir bavul da kitap götürmüştük. Isparta'da Nuri Benli Ağabeyimizin oteline inmiştik. Kapılarda bizi gören çocuklar yabancı olduğumuzu anlayarak, 'Hoca Efendiye mi geldiniz, Hoca Efendinin evini mi arıyorsunuz?' diye bize sormuşlardı. Bizler de, 'Evet' deyince, nurlu Üstad Bediüzzaman'ın evini göstermişlerdi.

"Daha sonraları Üstad'ın bulunduğu Isparta ve Emirdağ'da gezerken, geceleyin kaldığımız otele polisler gelerek, 'Tabanca falan arıyoruz' diye bizi alıp karakola götürdüler. Karakolda bize epeyce dayak attılar. Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyarete geldiğimizi söyleyince, 'Siz birbirinizi nereden tanıyorsunuz?' diyerek ayrı ayrı ifademizi aldılar.

"Ah! Ah! Şeyhiniz yetişti!"


"Ben, 'Arkadaşım da terzi, ben de terziyim. İkimiz de Urfalıyız. Urfa'da ikimiz de aynı camiye gidip geliyoruz' dedim. Ben bunları anlatırken bir taraftan da polisler durmadan ve dinlemeden bizi dövüyorlar ve tartaklıyorlardı. Sonradan nezarete attılar.

 

"Akşam namazını kılıyorduk. Bir polis geldi, dedi ki: 'Eğer şeyhinizin kerameti varsa, sizi bu gece bıraktırır. Bıraktırmazsa sabaha kadar siz görürsünüz.' Bu tehdidi yaptıktan 10-15 dakika sonra geldi, 'Ah! Ah! Şeyhiniz yetişti' dedikten sonra bizi nezaretten çıkardı. Sonra bir otele götürdüler. Bizleri de bir yere bırakmaması için otelciyi sıkı sıkıya tembih ettiler. 'Biz sabah gelip, yeniden bunları gelip alacağız' dediler. Sabahleyin polisler geldiler, bizi alıp mahkemeye götürdüler. Mahkemede ellerimizdeki Risale-i Nurları alıp müsadere ettiler. Bizleri ise gayr-i mevkuf olarak serbest bıraktılar.

"Isparta'dan çıkışım Urfa'ya olacak"


27 Mayıs ihtilâl senesinin ilk ayına gelmiştik. Üstad Bediüzzaman'ın Ankara, İstanbul ve Konya'ya gidişlerini gazetelerde okuyorduk. Benim de gençlik günlerimin başlarında, artık askerliğim gelmişti. Denizli'ye askerlik yapmak için gidecektim. Bütün yol ve askerlik hazırlığımı yaptıktan sonra evime veda ederek 25 Ocak 1960 tarihinde Urfa'dan ayrıldım, doğru Nur Üstad Bediüzzaman'ın yıllarını geçirdiği, Nur Risalelerinin büyük bölümünü kaleme aldığı, güller şehri Isparta'ya vardım. Ahmed Demir ismindeki arkadaş da benimle beraberdi. Bu arkadaş ehl-i ilim bir kimseydi. O da askerliğini Isparta'da yapacaktı.

 

"Üstad Bediüzzaman'ın ikametgâhını kolaylıkla bulmuştuk. Ev ahşaptı. Damına üzüm asılmıştı. Bizi Mustafa Sungur Ağabey karşıladı, alakadar oldu. O âlicenap alakası hâlâ gözlerimin önündedir. Üstad Bediüzzaman'ın huzuruna sevinçle, bayrama gider gibi girmiştim. O mübarek ellerini hürmetle ve gençlik günlerimin hasret heyecanıyla, iştiyakla öptüm. Üstad Hazretleri o zaman somyasında oturuyordu. Denizli'ye asker olduğumu, askerliğimi yapmak için yola çıktığımı, bu vesileyle buralara, Isparta'ya kendilerini ziyaret edip, ellerini öperek, feyiz almak için geldiğimi ifade etmiştim.

"Üstad Bediüzzaman bana, 'Ben seni talebeliğe kabul ediyorum ve sana dualar ediyorum, seni dualarıma dahil ediyorum.' diye iltifat etti. Daha sonra şöyle konuştular:

'Benim Isparta'dan çıkışım, Urfa'ya olacak. Bu sözlerimi benim vekilim olarak sen Urfa'ya yaz. Ben çok hastayım, mübarek Urfalılar bana dua etsinler.'

"Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin huzur dolu mânevî dünyasından, Nur ikliminden büyük sevinçlerle ayrılarak Denizli'ye gittim. Burada da birliğime teslim olmadan önce merhum Hasan Feyzi Ağabeyin mezarını ziyarete gittim. Böylece Üstad Bediüzzaman'ın ve Denizli kabristanının mâneviyatıyla dolu olara vatanî vazifeye başladım.

 

"Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri uzun ve bereketli ömrünün çeşitli zamanlarında hep Urfa'ya geleceğinden bahsetmiştir. Tahmin ediyorum, Urfa'ya geleceğini en son bana bahsetmişti. Çünkü mübarek Üstadımız, benim ziyaretimden kırk-elli gün sonra ebediyete göçmüştü. Mekânı ve makamı nurlarla şad ve mesrur olsun."

 

(Son Şahitler adlı eserin, dördüncü cildinden derlenmiştir...)
 

Makale Yazarı: 
Son Şahitler