Bediüzzaman, "dinsiz bir Müslüman" ve "gayri müslim mü’min" kavramlarını ne hakla, hangi anlamda kullanıyor?

"RABİAN: Ulema-i İslâm ortasında 'İslâm' ve 'iman'ın farkları çok medar-ı bahsolmuş. Bir kısmı 'İkisi birdir', diğer kısmı 'İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz.' demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:"

"İslâmiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir."

"Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; 'dinsiz bir Müslüman' denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; 'gayr-ı müslim bir mü’min' tabirine mazhar oluyorlar."

"Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?"

"Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz."(1)

İman tabiri; daha çok inanca dair, akaide bakan yönlere işaret ediyor. İslam ise; şeriat ve onun kanunlarına, amele bakıyor. İmanın altı şartı imanı temsil eder, İslam’ın beş şartı da İslam’ın kanun ve şeriat kısmını temsil eder. Mümin imana bakar, müslim ise İslam’a yani şeriata bakar.

İnsanların bazıları imanın altı şartını kabul edip iman ederken, şahsi ve toplumsal hayata bakan İslam’ın kanun ve kurallarına taraf olmuyor. Onu beğenmiyor, hatta inkar ediyor.

Mesela; Allah’a ve ahirete iman ettiği hâlde, şeriatın bir kuralı olan faiz ve zekatı inkâr ediyor, namazını aksatıyor, beğenmiyor. İşte Üstad bu tip adamlara "gayri müslim mümin" ismini veriyor. Yani iman ettiği hâlde, İslam’ın şeriat ve kurallarını reddedip inkâr ediyor demektir.

İnsanların bazıları da İslam’ın şeriatına yani; kanun ve kurallarına iman edip taraf olurken, iman kısmına inanmıyorlar.

Mesela; İslam’ın zekat, faiz, ceza hukuku gibi kurallarını benimseyip taraf olurken, imanın altı rüknünü inkâr ediyor. Üstad Hazretleri bu tip adamlara da "gayri mümin müslim" adını veriyor. Yani dinin kanun ve kurallarını kabul edip taraf olurken, iman kısmını tamamen inkâr ediyor anlamındadır. Tarihte bu tip inançta olan adamlar ve gruplar olagelmiştir.

Üstad Hazretleri bu durumda olan adamların, İslam’a göre durum ve hükümlerini Ehl-i sünnete uygun bir şekilde belirtiyor. Bu iki tarz iman ve kabulde gerçek ve sahih bir iman olmadığı için, iki tarzda olanlar da ehl-i necat değildir. Zira iman ve İslam tecezzi kabul etmez, bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek, Allah ve İslam katında makbul ve geçerli bir iman değildir, sonucu ise ebedi ateştir.

Sahih ve muteber iman; hem imanın şartlarını hem de İslam’ın kaide ve kanunlarını kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmekle mümkündür. İşte bu şekilde iman edenlerin imanı, Allah katında sahih ve geçerlidir.

Günümüzde birçok insanın İslam kanunlarına ve şeriatın hukuk sistemine "çöl kanunu veya geçmişte kalmış kanunlar" demeleri -Allah bizleri böyle hâllerden korusun- hepsi imansızlık ve dalalettir. Böyle söyleyenler, bu iman üzerine ölürlerse ebedi ateşten kurtulamazlar.

Biz, mümin ve müslim olarak, İslam’ın imani ve şeri kanunlarını bir bütün olarak kabul eder, öyle iman eder ve buna göre amel ederiz. Allah’ın hidayeti ve selameti; ancak mümin ve müslimlerin üzerinedir.

(1) bk. Mektubat, Dokuzuncu Mektup.

Makale Yazarı: 
Dr. Ahmet Çolak