Bediüzzaman'ın talebelerini -nadiren de olsa- dövdüğüne dair hatıralar var. Efendimiz (sav)'in hayatında böyle bir tane bile örnek var mı? Yoksa, Üstadımız gibi sünneti harfiyen uygulayan nadir, nadide bir insanın bu tavrını nasıl anlamak, yorumlamak uygun? Hata mı diyeceğiz? Sadakat dersinin bazen döverek de verileceği söyleniyor! Ancak bu durumda Efendimiz (sav)'in sadakat dersinde de buna benzer örnekler olması gerekmez miydi?

"Üstad’ımız bir gün beni (Ahmed Gümüş) yanına çağırdı. Zübeyir Ağabey için; 'Bu senin hemşerin çok ahmak, benim için her şeyini terk etti. Görüyorsun onu dövüyorum, kovuyorum, bir türlü gitmiyor. '" (1)

"Bayram Yüksel Ağabey naklediyor: Üstad’ımız bazı vesilelerle bize sık sık sadakat dersi verirdi. Şefkatle sadakat dersi verilmez; bazen döverek, kızarak, kovarak ders verirdi." (2)

Alim de olsa evliya da olsa hatta sahabe de olsa, bir insanın yüzde yüz her halinin sünnete tam tevafuk etmesi mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında, yüzde yüz uyması gerekirdi demek ifrat bir bakış açısı olur.

Sadakat, her halde her durumda her koşulda davaya bağlı kalmak anlamına geliyor.

Bazen nimetler içinde yüzersin, konfor, lüks, zenginlik seni davadan koparmaya çalışır, buna aldanmıyorsan sadıksın demektir.

Bazen de yokluk, fakirlik, geçim derdi seni davandan alıkoymaya çalışır, sen yine direniyorsan davanda sadıksın demektir.

Bazen de baskı, zulüm, işkence, hapis önüne çıkar yine dayanıyorsan davanda sadıksın demektir.

Hayatta sadakatin böyle testleri, parametreleri, imtihanları olur; yoksa sadakatin anlaşılması, yaşanması, kavranması asla mümkün olmazdı.

Bu testi bazen şeyh müridine, hoca talebesine, usta çırağına uygulayabilir. Peygamberler bu hususta zaten şeriatın emirlerini tatbik etmekle mükellefler; misal hırsızlık yapanın kolunu keser, zina edeni recm eder, cinayet işleyene kısas uygular vesaire.

Peygamberlerin de ümmetlerini sadakat testine tabi tutması vardır. Mesela Peygamber Efendimiz (asm) Tebük savaşına mazeretsiz gelmeyen üç sahabeye elli gün izolasyon tedbiri uygulamıştır ki bu elli gün dayaktan dövmeden daha beter olmuştur.

Resulullah (s.a.s) Tebük'ten dönüşte Medîne'ye girişte doğrudan Mescidi Nebevî'ye girip iki rekat namaz kıldı. Çünkü seferden dönüşte bu, Resulullah (s.a.s)'ın âdeti idi. Sonra mescitte oturdu. Tebük gazvesine katılamayıp Medine'de kalanlar tek tek gelip özürlerini yeminle teyit ettiler. Hz. Peygamber dış görünüşlerine bakarak özürlerini kabul edip, iç yüzlerini Allah'a havale etti ve haklarında istiğfarda bulundu. Bunların sayısı seksen kadar idi.

Ancak Kâ'b b. Mâlik, Mirare b. Rabî ve Hilâl b. Ümeyye meşrû bir özürleri bulunmadığı halde cihada katılmamışlardı. Hz. Peygamber'in huzuruna girince mazeret uydurma yoluna gitmeden doğruyu söylediler.

Resulullah (s.a.s) halkı bu üç sahabe ile görüşüp konuşmaktan menetti. Üçü de bir köşeye çekilerek elli gün süreyle yalnızlığa itildiler. Dünya başlarına zindan oldu.

Kırk gün geçince Hz. Peygamber bunlara Hüzeyme b. Sâbit (r.a)'i göndererek kadınlarından da ayrı durmalarını bildirdi. Böylece eşlerinin cihaddan geri kalan bu sahabelere hizmeti de men edilmiş oluyordu. Yalnız Hilâl b. Ümeyye'nin eşi Allah elçisine gelerek; "Hilâl yaşlıdır, hizmetçisi de yoktur. Yalnız mutfak işlerine yardımcı olsam." diye izin istedi. Kendisine yalnız ev hizmeti için izin verildi.

Elli gün tamamlanınca bu üç sahabenin mağfiret edildiğini bildirilen ayet indi. Bunu müjdeleyen sahabeye, Ka'b b. Mâlik sevincinden bir kat elbise giydirmişti. Mescide geldiklerinde Allah'ın Resulu Ka'b b. Mâlik'e şöyle buyurdu:

"Annen seni doğurduğu günden beri yaşadığın günlerin en hayırlısını sana müjdeliyorum." Ka'b; "Bu müjde tarafınızdan mı, yoksa Allah tarafından mı?" diye sorunca, Hz. Peygamber; "Doğrudan Yüce Allah tarafından." buyurdu. Bunun üzerine Ka'b, bütün servetini Allah yolunda tasadduk etmek istediğini bildirdi. Hz. Peygamber, bir bölümünü kendisine ayırmasının daha hayırlı olacağını söyledi.(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-7, s. 80.
(2) bk. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-1, s. 92.
(3) bk. Kâmil Miras, Tecrîd, X, 424 vd, Hadis No: 1659; İbn Kesîr, a.g.e., II, 175 vd.).

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com