İlim dünyasında "hermenötik" diye adlandıran bir disiplin var. Müfessirler hermenötik usulüyle mi Kur'an'ı tefsir ediyorlar? Hermenötik tevil sanatı mı; Üstad hermenötik ilmini uygulamış diyebilir miyiz?

Kök bilim açısından "hermenötik", kelime olarak yorumcu/müfessir anlamındaki Yunanca Ερμηνεύς teriminden türetilmiştir. Bu terim aynı zamanda tanrıların mesajlarının yorumlayıcısı olan Yunan tanrısı Hermes ile de ilişkilidir.

Hermenötik ilk olarak Hristiyan teolojisi alanındaki yorum tartışmalarından ortaya çıkan bir anlam ve metodoloji bilgisi. Daha sonra terim teolojik sahanın dışına çıkmış ve daha genel anlamda yorum araştırmalarıyla ilgili felsefi bir disiplin haline gelmiştir. Yani genel olarak her bilim sahasında anlama ve yorumlama sanatı olarak son halini almıştır. Bu insanlığın fıtri bir ihtiyacından hasıl olan genel bir anlama disiplinidir.

Ama her toplum kendi inanç ve örfüne uygun olarak bu metodolojiyi şekillendirmiştir.

Batı toplumunda eşyayı anlama ve anlamlandırma biçimi akıl merkezlidir. Yani doğru bilgiye, dolayısı ile doğru anlama ulaşmada yegane kıstas ve araç akıldır. Akıl her şeyi anlamada yeterli bir araçtır.

Dolayısı ile batının hermenötike yüklediği mana ve misyon ile doğunun yüklediği mana ve misyon aynı değildir.

Doğuda ekseri olarak mistisizm ve vahiy hakimdir. Dolayısı ile eşyayı ve hadiseleri anlamada etkin güç kutsal metinlerdir. Olayları ve eşyayı anlamanın temel çerçevesi Allah ve peygamberleri tarafından belirlenir. İnsanlar da akıl ve diğer cihazlarını bu temel çerçeve içinde işlettirir. Bu çerçeve içinde yapılan tevil, tabir ve tefsir ilmine doğu kaynaklı hermenötik disiplin denilebilir.

İnsanlık evrensel olarak herkesin kabul ettiği temel bir hermenötik çerçeve belirleyebilir. Zaten günümüzde, insanlığın hızlı bir şekilde medenileşip terakki etmesi bu süreci hızlandırmıştır. Yani günümüzde insanlık bu genel ve evrensel hermenötik dili oluşturmaya başlamıştır. Bu dil her sahada kendine özgü bir hale girer. Fizik ilminin hermenötik dili ile biyoloji ilminin hermenötik dili farklılık arz edebilir. Aynı sınıflandırma ilahiyat ilimlerinde de geçerlidir. Kelam ilminin yorum dili ile tefsir ilminin yorum dili farklılık arz edebilir. Ama bunun yanında herkesin ve her ilmin ortak bir anlama ve yorumlama dili de olabilir ve olmaya doğru da gidiyor. İnsanlık basitten mükemmele doğru tekemmül ettiği için ortak bir yorumlama çatısını oluşturmaya başlamıştır.

Bu genel izahtan sonra özelde İslam ile "hermenötik disiplin" arasındaki farka bakalım:

İslam’da yorum ve tefsir usulünün çerçevesi, Kur’an ve sünnet tarafından tersim edilir. Batı medeniyetinde ya da Hristiyan dinindeki gibi akıl mutlak yorumcu değildir. Yorumun kaide ve kuralları Kur’an ve sünnet tarafından belirlendikten sonra, akıl bu çerçeve içinde mütefekkirane hareket eder. Yoksa aklı tamamen körelten ve durağanlaştıran bir çerçeve değildir. Kur’an ve sünnetin çizdiği bu çerçeve sadece doğru bilgiye ve eşyanın hakikatine ulaşmakta levhalar suretindedir.  Yine yolu kat’eden insan aklıdır ama adresi ve neticeyi levhalar ile gösteren ayet ve hadislerdir. 

İslam dininde Kur’an ve sünnetin çizdiği genel çerçeve dairesinde âyet ve kâinatı anlama çabasına hermenötik disiplin demek yanlış olmaz. Bu vechesi ile mütefekkir alim ve asfiyalara hermenötik uzmanı demek isabetli olur.

Batı medeniyetindeki anlamı ile aklı merkeze alıp, ayet ve hadislerin ruhunu inciten yorum ve anlama çabaları açısından hermenötik disiplin caiz olmaz. Zira insan aklı mutlak doğruya ulaşmak noktasından acizdir. Allah bu yüzden din ve peygamber göndermiştir insanlara.

Özet olarak, batı medeniyetinin veya Hristiyan teolojisinin paradigması ile oluşmuş bir hermenötik disiplini aynı ile İslam’a tatbik etmek yanlıştır, kabul edilemez. Ama İslam’ın kendi bünyesinde kendi paradigması ile oluşturduğu yorum ve yorumlama disiplinine de "İslami hermenötik disiplini" demede bir sakınca yoktur.

Risale-i Nurlar hermenötik disiplini açısından İslam ve Ehl-i sünnet çerçevesinde gayet güzel ve etkili bir sermeşktir. Çünkü Risale-i Nurlar, Kur’an metinlerini asrın ihtiyaç ve idrakine uygun bir şekilde tevil ve tabir eden manevi bir müfessirdir. Bu yönü ile yorumcu/müfessir anlamına gelen hermenötik terimine uygun düşüyor. Yalnız Risale-i Nurları diğer fasit ve reformist hermenötik disiplinlerden ayıran nokta, İslam ve Ehl-i sünnet çizgisine sadık  kalmasıdır.

Risale-i Nurlardaki şu ifadeler, Kur’an âyetlerinin ne denli yoruma ve tefekküre müsait bir yapıya sahip olduğunu bize gösteriyor:

“Birinci nokta: Hadîste vârid olduğu gibi, 'Herbir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin [hadîsçe  شُجُونٍ وَغُسُونٍ   tâbir edilen] fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.' meâlindeki hadîsin hükmüyle, Kur’ân hakkında nazil olan bu âyet-i kudsiye fer’î bir tabakadan ve bir mânâ-yı işârîsiyle de Kur’ân ile münasebeti çok kuvvetli bir tefsirine bakmak, şe’nine bir nakîse değil, belki o lisanü’l-gaybdaki i’câz-ı mânevîsinin muktezasıdır.”(1)

"Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir şekilde kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

Yukarıdaki paragraftavgeçen hadisin de hükmüyle, âyetin zahir ve sarih manasından başka çok latif ve ince mana ve  mertebeleri vardır.

Bu latif ve ince manalarında çok derinlikleri vardır ki, bunları keşfedip çıkarmak ancak ehline mahsustur. Bu da bir çok ilmi alanda uzman olmayı gerektiriyor. Tarihte sadece Üstad Hazretleri değil, bir çok dil ve gramer ustası âyetlerin belagat kıvrımları arasından bu gibi manevi incileri ve elmasları çıkarmışlar ve insanların nazarlarına sunmuşlardır.

Fıkıh müçtehitleri âyetlerin bu geniş ve derin sahasına inerek oralardan avam insanlara çözümler sunmuşlardır. Yani bir âyetin kökü ve esasından başka -ki kökü ve esası herkesçe kabul edilmesi gerekli olan zahir ve sarih manasıdır- dal ve budakları da vardır. Yani remzi ve işari bir çok manaları da mevcuttur demektir. Hadiste işaret edilen ana tema âyetin genişliği ve mana zenginliğidir.

Âyeti sadece zahirene ve sarih manasına hapsetmek ve diğer remzi ve işari manalarını inkâr etmek bir hastalıktır. Tabi bu remzi ve işari manalar âyetin zahir ve sarih manası ile mütenasip ve uyumlu olmak durumundadır. Yoksa âyetin kök ve esası hükmünde olan zahir ve sarih manalarını inciten manalar batıldır. Bu noktaları nazara alarak baktığımız zaman hermenötik disiplinin en kamil manasının İslam düşünce ikliminde bir ağaç şeklinde olduğunu görürüz ki bu ağacın en kamil ve olgun meyvesi bu zamanda Bediüzzaman Said Nursi Hazretleridir.

(1) bk. Şualar, Birinci Şua, Yirmi Dördüncü Âyet.

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com