Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Sultan Abdulhamit Han Hazretlerinin torunu olan Namıka Sultandan helallik istemiş midir?

Bu rivayet ve nakil, bazı cinaslı imalarla, müstetbeatü't-terakib remizlerle derince bazı aşağıla­malar ve güya Sultan Abdülhami'de karşı yapılmış ha­karetli suçlar varmışçasına gizli algılamaların işaret­leri varsa da üzerinde durmayacağım. Rivayetin zahiri tatlıdır. Bediüzzamanın helalleşmek için kapılarına kadar geldiğini kaydetmeleri faziletini dile getirmişler­dir gibidir...

Bediüzzaman Hz.leri filhakika vefatına ya­kın günlerde veda ve helalleşme seyahatleri yaptığı da doğ­rudur. Buna bir şey demiyoruz. Ancak ben rivayetin için­deki üç noktasını tahlil etmeyi lüzumlu gördüm.

Birinci Nokta: Bediüzzaman Hz.leri merhum Sul­tan Abdulhami'de karşı onun zatî şahsiyetini tahkir edici bir davranışı, hareketi, sözü vaki ve varid olmuş mudur?..

İkinci Nokta: Şeriatın kıstaslarına göre siyasî bazı tenkidler ile birisi tenkid edilmişse ve hakkı geçmişse, o kişinin varisleri, (vereselerine intikaleden bağ ve bahçenin mirasçıları gibi) bu hakkı taşıyıp da helal etme durumunda olabiliyorlar mı?..

Üçüncü Nokta: Fil-vaki Hz.Üstad vefatından az önce o ziyaret ve helallaşma imkanlar noktasında ve görgü şahitlerinin şahadetleriyle gerçekleşmiş midir?..

Birinci Noktanın Cevabı: Bediüzzaman'ın eserlerinde merhum Sultan Abdülhamid’e karşı hakaretamiz hiçbir sözü, tahkiri ima eden hiçbir hareket ve tavrı vaki olmuş değildir. Bu makamda başka bir şey söylemeye gerek kalmamıştır.

İkinci Noktanın Cevabı: İslam şeriatında, bağ, bahçe, mal ve para, kişinin vefatıyla, varislerine hak olarak geçtiği vardır ve vakidir. Birisi o kişinin sağlığında onun bir hakkını yemiş, ona bir zulmü olmuş ve bir hu­kuk tecavüzü olmuşsa, gelip varislerinden helallık taleb edebilirler ve bu mümkündür. Ama İslam ale­minde hakiki ve İslami siyaset noktasında (Mesela Zü­beyir b. Avvam Hz.Ali’yi siyaset noktasında hak na­mına tenkid etmişse) Bir muhaddis diğer bir muhaddisi hadisi tezkiye noktasında tenkid etmişse, sonra gelip tenkid ettiği kişinin varislerinden helallik dilemesinin lüzumu diye ben bir şey görmüş değilim ve bilmiyorum.

Bunun gibi; bilfarz Bediüzzaman Hz.leri, merhum Sultan Abdülhamid'in paşalarının elleriyle yapılmış bazı icraatını içtihadınca tenkid yolunda sert kelimeler sarf etmişse, bir hak geçer mi?.. Faraza geçse de gelip varislerinden helallık talep etse, şer’i bir helalleşme sa­yılır mı? Ve bununla bir hak varsa kalkmış olur mu? Karar okuyucunun …

Şu ikinci noktanın içinde bir meseleyi ince bir ayarla ayarlamak gerekiyor. Şöyle ki, metin rivayette, sözde Bediüzzaman güya demiş ki: “Gençlik saikasıyla ittihadçıların propagandalarına kapılarak Sultan Abdülhamid Han Hz. leri hakkında pek çok itale-i ke­lamda bulundum.”un bir sabit vesikası var mı? Ve fil-hakika Bediüzzaman ittihatçıların propagandalarının tesirinde kalarak ve sadece o tesir ile konuşmuş mu­dur?..

Elcevap: Bediüzzaman Hz.lerinin İttihatçılarla ilişkileri sadece bir ay sürmüştür. Onlarda -gitgide ha­kim olan- farmason grubu Bediüzzamanı kendi emelle­rine alet etmek istedilerse de tam aksiyle Bediüzzaman onları kendi mefkuresine çekip alet et­mek istedi. Her zaman ve her defasında Meşrutiyeti “Meşruta-i Şer’iye” ve “Meşrutiyet-i Meşrua” tar­zında ifadelerde bulundu. Ve onu şeriata alet ve hadim yapmak istedi. Meşrutiyetin ilanından bir buçuk ay kadar sonra, onlar Bediüzzamandan kesildiler ve ayrıl­dılar. Bediüzzaman da onlardan yüz çevirdi. Ve bir müddet sonra “İttihad-i Muhammedi” cemiyetine üye olarak katıldı. Lakin Ahrar Fırkasıyla dostluğu ve alâkası devam eyledi. Bu meseleyi ben Mufassal ki­tabımızın 1.cildinde belgelerle uzun uzadıya kaydetmi­şimdir, müracaat edilebilir.

Üçüncü Noktanın Cevabı: Rivayet ve rivayetçi de­miş ki: Bediüzzaman vefat rihletı ile Urfa yolculuğuna giderken, Ankara’ya uğradı, evimize geldi, Namıka Sul­tanla halelleşme dileğinde bulundu?

Oysaki adım-adım saat-saat Hz.Üstad'ın bu seyahatını az yukarıda kaydetmişiz ki, O’nunla beraber Urfa’ya gelen hizmetkar talebelerinden Konyalı Zübe­yir Gündüzalp, Emirdağlı Bayram Yüksel, şoförlüğünü yapan Karabüklü Hüsnü Bayramoğlundan defalarca bizzat dinlediğim gibi, birçok kimselerde dinlemişlerdir ki; "Isparta’dan 20 Mart 1960 Pazar günü saat 09’da çı­kıp hiç durmadan Konya, Adana, Gaziantep’e uğraya­rak, 21 Mart 1960 Pazartesi günü sabah saat 10.00 sırala­rında Urfa’ya geldik." diyorlar. Bu yolculukta Ankara ismi kat’iyetle yoktur ve mümkünde değildir. Üstad'ın yanından hiç ayrılmayan hizmetkar talebelerinin hiçbirisinden böylesi bir ziyaretin şahitliği de yoktur. Bu durumda acaba kime inanmak gerekir?..

Kaldı ki, Hz.Üstad vefatından üç ay kadar evvel, yani 1959’un son günlerinde iki defa Emirdağ’dan An­kara’ya ve birer akşam Beyrut Palas Otelinde kalarak ertesi günü İstanbul’a, İstanbul’da da birer akşam kala­rak, geri Ankara’ya gelmiş ve yine birer akşam An­kara’da kaldıktan sonra, birinci seferinde geri Emirdağına, ikinci seferinde Ankara’dan Konya’ya, aynı gün Isparta’ya dönmüşlerdir. 1960 başlarında ta­lebelerinin daveti üzerine Ankara’ya bir üçüncü defa gitmek istemişse de aynı günde hükümetten (Bakanlar kurulundan) Ankara’ya girmesi yasaklanmış, geri dö­nüp Emirdağ’dan çıkmama tebliği yayınlanmış oldu­ğundan, polis Ankara yakınında barikat kurarak An­kara’ya girmesini engellemiştir ve vefatına kadar bir daha Ankara’ya gitmemiştir.

İşte Üstad'ın Ankara’ya yaptığı mezkür iki seya­hati hep polis kordonu altında yapılmış olduğu, berabe­rinde bulunan ve hiç ayrılmayan hizmetkar talebeleri­nin hiç­birinden iddia edilen öy­lesi bir ziyaretten söz edip şahitlik yapılmıyor.

Ancak bu mevzuda Bediüzzamanın talebelerinden büyük şahsiyetli bir iki zattan, Sultan Abdülhamid’le ilgili olarak Üstad Hz.lerinden şunu dinlediklerini duymuştum:

“Ben bir ara Sultan Abdülhamid Han adına paşaların eliyle yapılan istibdatları ondan zan­netmiştim. Sonra anladım ki, onun etrafını masonlar sarmış, yapılan menfi icraat ona mal ediliyordu. Ken­disi veli bir insan. Ben her sabah onu manevi kazançla­rıma hissedar ediyorum. Ey Said, o büyük sultanı müs­tebit zannetmiştin, onun cezası olarak çek bu büyük is­tibdatları!..”

İşte Hz. Üstad'ın hayatı bu. Tavır ve hareketlerinin şekil ve şemaili de böyle…

Makale Yazarı: 
ABDÜLKADİR BADILLI - 01.12.2007 ŞANLIURFA