Üstadımızın yapılması için çok uğraştığı Medresetü'z-Zehra'nın maddi şekli neden tahakkuk etmedi; hikmet boyutu ne olabilir?

"Hem bu Münazarat Risalesi’nin ruhu ve esası hükmünde olan, hâtimesindeki Medreset-üz Zehra hakikatı ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur’a bir beşik, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği, ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu." (1)

Üstadımız  kendi dünyasında fen ilimleri ile dini ilimlerini birleştirip hakaik-i imaniyenin etrafına sarsılmaz delillerle çevrili surlar inşa etmek fikri ile hem lisan-ı hal, hem lisan-ı kal ve  hem de lisan-ı ıztırari ile Cenab-ı Hak'tan dua ediyor... Cenab-ı Hakk da değil sadece memleketin bir bölümünde belki bütün alem-i İslamı zamanla kuşatacak bir medreseyi Risale-i Nur'larla ihsan ediyor. İşte bu sebeple Eski Said çok zaman Medreset-üz Zehra’yı gaye-i hayal ederek çalışmış (Kastamonu Lahikası 206) ve zaten gelecek cümle ile alem-i İslamı kuşatacağı ümidi ile umum biladi İslam'ın orta noktası olan doğu illerini tercih etmis.

"Ve Anadolu’daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilayat-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında Medreset-üz Zehra manasında, Câmi-ül Ezher üslûbunda bir dâr-ül fünun; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikına çalıştığım gibi, ona da çalışmışım."(2)

Hem Üstadımızın doğu  ilerinde bu bölge halkının cehalette ve okumamakla  devam ederse bazı komitelerin çıkarlarına alet olarak kullanılabileceklerini o zamanki gazetelere Kürtçe yazı şeklinde bildiriyor.(3)  ve şu anda dahi menfi milliyetciliğin kaleleri durumunda olan iki temel şehri  medresesine merkez gösterıyor.

"Câmi-ül Ezher’in kızkardeşi olan, Medreset-üz Zehra namıyla dâr-ül fünunu mutazammın pek âlî bir medresenin, Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir’de tesisini isteriz."(4)

Ceneb-ı Hak, Şark vilayetlerinin tamamında ve hatta evlerin içlerine kadar medrese-ı nuriyeyi inşa ettiriyor.

Ve son olarak da medresenin artık kurulmasına hiç bir engel kalmamışken Üstad’a sunulan  kabul teklifi içinde ve sunan şahısta Beşinci Şua'da ki haberlerin bir kısmını gördüğünden, medresesinin taşıdığı maksadın dışında hainane planlara alet edilebileceği ve bu yolla mücadelesinin daraltılıp kısıtlanabileceği ihtimali vb. hikmetlere binaen reddediyor. Bu konu için Şualar'da şu ifadeler yer alıyor.

"Şeyh Sünusî Kürdçe lisanı bilmediğinden, beni onun yerinde üçyüz lira maaşla vilayat-ı şarkıye vaiz-i umumîsi, hem meb’us, hem diyanet riyaseti dairesinde Dâr-ül Hikmet a’zalarıyla beraber eski vazifem ile memnun etmek ve benim Van’da temelini attığım Medreset-üz Zehra ve şark dâr-ül fünunuma Sultan Reşad’ın verdiği on dokuz bin altun lira -iki yüz meb’us içinde yüz altmış üç meb’usun imzasıyla- yüzellibin banknota iblağ edilerek kabul edildiği halde; ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım."(5)

Özetle: Mendresetü'z-Zehra maddi olarak inşa edilemedi. Resmi olması halinde devletin müdâhil olacağı Medresetü'z-Zehraya bedel, sivil ve müstakil dersaneler ortaya çıktı. Medresetü'z-Zehra ile hedeflenenler, başta Isparta olmak üzere Anadolu'nun her tarafında açılan dershaneler sayesinde bir bir gerçekleşti ve gerçekleşiyor. Medresenin maddi şekli ise parlak istikbalıin evlatlarına gösterilen bir ufuk ve hedef olarak yeri ve zamanı geldiğinde tahakkuk edecektir.

Dipnotlar: 

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (49. Mektup)
(2) bk. Emirdağ Lahikası-II, (139. Mektup)
(3) bk. Bedüizzaman ve Kürt Meselesi, Latif Salihoğlu.
(4) bk. Münâzarat.
(5) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com