Üstad'ın bilimsel kimliği tam olarak nedir? Bilimsel şeylerde hata yapmasını normal mi karşılamalıyız? Hüve nüktesinde ışığı havanın naklettiğini söylüyor, halbuki ışığı hava nakletmez; ışık havanın olmadığı ortamlarda da iletilir!..

Öncelikle şunu ifade edelim; Üstadımız din alimidir, fen alimi değildir. Fenni malumatı da bulunduğu dönemin koşulları ile sınırlıdır. Dolayısı ile Üstadımızın fenni ifadelerine "mutlak bilimsel ifadeler" nazarı ile bakmamız doğru olmaz.

Bu hususu Üstadımız kendi şu şekilde ifade etmektedir:

"Ehl-i kelâm, felsefî meselelerde ve ulûm-u kevniyeye mânâ-yı harfiyle, istidlâl için tebeî bir nazarla bakıyor. Hattâ şemsin sirac olması, arzın beşik, cibâlin evtad olması, ehl-i kelâmın müddealarını ispata kâfidir. Hattâ ehl-i kelâmın reyleri, hiss-i umumîye ve tearüf-ü âmme mutabık olduktan sonra, vakıa mutabık olmasa bile onların müddeâsına zarar vermez ve tekzibe de müstehak olmazlar. Bunun içindir ki, ehl-i kelâmın reyleri mesâil-i felsefiyede ednâ ve zayıf görünür. Amma mesâil-i İlâhiyede demirden daha metindir."(1)

Bu paragraftaki özellikle şu cümle meselemizi tam özetlemektedir:

“Hattâ ehl-i kelâmın reyleri, hiss-i umumîye ve tearüf-ü âmme mutabık olduktan sonra, vakıa mutabık olmasa bile onların müddeâsına zarar vermez ve tekzibe de müstehak olmazlar.” 

Din alimleri kainata ve kainat ile ilgili fenni ilimlere ikincil bir nazar ile bakıyorlar. Yani bir bilim adamı, bir fen uzmanı gibi kainata bakmıyorlar. Sadece iddiasını ispat edecek derecede kainattan ve içindeki olaylardan faydalanıyorlar.

Bir İslam alimi tevhidi ispat etmek için eşyanın hikmet ve faydalarından bahsederken, bir fen bilgini gibi derinlemesine ve etraflıca değil, yüzeysel ve herkesin anlayabileceği bir şekilde bahsediyor. Mesela, güneşin helyum gazından değil insanların anlayacağı genel faydaları olan ısı ve ışığından bahsederek Allah’ın varlığını ispat ediyor.

 Bir İslam aliminin eserinde asıl maksat fenni malumat değil dini malumattır. Bu sebeple İslam alimlerinin eserlerinde yüzeysel olarak verilen fenni malumatlarda bir yanlış bir hata olduğu zaman hemen hücum ve tenkit edilmemelidir. Fen ilimlerinde bir din alimin sözü ve görüşleri zayıf ve önemsiz olsa bile, din ilimlerinde demir gibi sağlam ve muteberdir. Yani her alim kendi branşında muteberdir. Nasıl dünyanın en büyük fizikçisinin din sahasındaki sözü muteber değilse, bir din alimin de fizikte sözü muteber değildir.

Bu noktada Risale-i Nurlar bir fen kitabı değildir. Tıpkı Kur’an gibi onun tefsiri olan Risale-i Nurlar kainata tebei yani ikincil bir nazar ile bakar. Kur’an ve onun tefsiri olan Risale-i Nurlar kainata maksadı, olan iman ve tevhidi ispat etmek için bakıyor, yoksa bir fen ilimi gibi kainatı enine boyuna incelemez.

 Bu sebeple her müfessir bulunduğu dönemin bilimsel değerlerinden faydalanır ve faydalanmıştır. Yanlış olsa mesul müfessir değil, bulunduğu dönemin fennidir. Nitekim eski dönemlerde bir çok müfessirin tefsirlerinde dönemin bilimsel anlayışının hataları ve yanlışları görülmüştür.

Ama şunu da ifade etmek gerekir ki, daha Üstadımızın ifadelerini mutlak anlamda yanlışlayan bir bilimsel tez bulunmuyor. 

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şûle.

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com