Üstadın bir günü genelde nasıl geçerdi?

Hazret-i Said, Bediüzzaman, Said-i Meşhur, Said Nursî, Muazzez Üstad; Müceddid-i Ekber, son asıraların tercüman-ı hakikatı, iman muallimi, fedakâr ve vefakâr Üstad, bir İslâm fedâisi vs. gibi ulvi mânalarla yâd edilen bu zât-ı âlişanın gündelik hayatı; cidden ve hakikaten tebrike değer, bakmaya layık güzel bir günlük hayatı, nurlu, müşfik bir yüzü, bir vech-i bedii vardır.(1)

Böylesine her biri ziyade ehemmiyetli olmakla birlikte, hayat-ı dünyeviyesinde bilfiil yaşayıp bihakkın nail olduğu bu mezkûr sıfatlara mazhar olmuş Bediüzzaman’ın günlük hayatına nazar etmeden önce; bir-iki önemli hususa dikkat edip hususi âlemimizde mütalaa edilmesi icab ediyor ki, istikamet ve mana-yı harfi üzere bir bakışı netice versin.

Evvela: Gündelik hayatının sermayesi olan hergünkü yirmi dört saatine dair yapılacak bir araştırma yahut değerlendirme de Üstad Hazretlerinin kendi lisanıyla Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said olarak tanımladığı üç hayat safhasına evvelen bizzat nazar edip mütalaa etmek icab ediyor.

Üstad Hazretlerinin tüm safahat-ı hayatına bir bütün halinde nazar edildiğinde; hayatının mezkûr bu üç safhasında geçirmiş olduğu, kaderce yazılmış maddi ve manevi zaman şeridine asılmış ve böylece vukuata geçmiş ahvalin mühim izleri dolayısıyla gündelik hayatında da ortak noktalarla birlikte, zahir farklılıklara da şahitlik etmek mümkün olmaktadır.

Zira Bediüzzaman Hazretleri gibi manen vazifeli zatların gündelik hayatları; tek bir çizgi üzere yahut yeknesak tembellik döşeğinde monoton bir hayattan ziyade; heran tazelenen ve nev-i şahsına münhasır sıradışı bir hayat-ı beşeriye suretinde akıp gitmiştir.

Saniyen: Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bir insanda, vazife ve ubudiyet ve zât itibariyle üç şahsiyet bulunduğunu ve o şahsiyetlerin ahlâkı ve âsârı bazan birbirine muhalif olduğunu...”(2) beyan edip ve

“İşte bu bîçare kardeşinizde üç şahsiyet var. Birbirinden çok uzak, hem de pek çok uzaktırlar…”(3)

şeklinde izah ettiği muhtelif şahsiyetlerini de ayrıca nazar-ı mütalaa da bulundurmak gerekiyor.

Dolayısıyla bu üç şahsiyetin de gündelik hayatına aksetmiş ve böylece sermaye-i ömrünü hakkıyla istikamet üzere istimal etmiş bir Üstad'ın şahsiyet-i beşeriyetini; istikamet üzere bir nazarla okuyup, anlamak mümkün hale gelecektir.

Salisen: Bediüzzaman Hazretleri, kıymetli ve bereketli ömrünü, kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibi ile değil, bilakis kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideal halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazilet mefhumunun asırlara, nesillere telkini ile meşgul olan bir dâhîdir.(4)

Bediüzzaman Hazretlerinin gündelik hayatına baktığımızda, yaşadığımız zaman ve zeminde lisan-ı kalden ziyade bir tesirata sahip olan lisan-ı hali ne derece önemsediğini aşikâr görebiliyoruz.

Lisan-ı kal noktasında, herhangi bir izaha gerek olmaksızın; zaten nurlu yüz otuz parça Risale-i Nur Külliyatı'nın satır aralarında, bediüzzaman Hazretlerinin gündelik hayatından izleri okumak çokça mümkün olmaktadır.

Lisan-ı hal nokta-i nazarından ise Üstadımızın günlük hayatına baktığımızda; en yakınında bulunan saff-ı evvel hizmetkâr ve talebelerinin hatıratları ziyade bir ehemmiyet kesbetmekle birlikte, bu nurlu hatıraları arayıp bulmak, okumak ve böylece tanımaya çalışmak icab ediyor.

Üstadlarına her yönüyle ayine olmaya azmetmiş, saff-ı evvel ağabeylerin dilinden; Hazreti Üstad'ın günlük hayatına dair mücmel bir fihristeyi nazar-ı istifadelerinize arz ediyoruz:

• Üstadımız defaatle; “Benim hayatım intizamla geçmiştir” derdi. Evet, Üstadımızın hayatı, hatta her 24 saat günlük hayatı intizamlı idi. Gece ibadeti, teheccüd namazı ve mutlaka seher vaktinde uyanık ve tesbihatta ve duada olması daimî idi. Gece evrad okuduktan sonraki dua zamanı çok ehemmiyetli idi. Herhalde o zamanda bir vakti vardı ki, külliyet kesbedip bütün zerrat-ı kâinat namına tesbih ve tahmid ederdi. Gündüz de yemeği, risale tashihi ve ziyaretçilerle sohbeti vardı ki, hep intizamlı idi.(5)

• Üstad, seher namazını eda ettikten sonra, bir bardak limonlu çay içerdi. Hz. Üstadımız her ne zaman olursa olsun, çaya ve limon konulacak yemeklere limon damlatırdı. Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, günün ilk yemeğini kuşluk zamanında yerdi. Öğle vakti pek az, birkaç lokma bir taam alırdı. İkindi namazından evvel asıl yemeği yerdi. Ancak akşam namazından sonra okuyacağı esnada limonlu bir bardak çay içerdi.

Yatsı namazından sonra Resul-i Ekreme (a.s.m.) imtisalen hemen yatardı. Yatmadan evvel küçük bir lokmacık taam yerdi. Sonra Âyete'l-Kürsî' yi okur, yatardı. Seher vaktinden çok evvel kalkar, evradını okurdu, sabah namazından evvel veya sonraya kadar. Sabah namazını erken edâ ederek yanında bulunan hizmetkârlarına, basılan kitaplardan ders yaptırır, kendisi de eski hurufla yazılı aslından takip ederdi.(6)

• Kırlara gittiğimizde hiç boş durmazdı. Daima Cevşen, Evrad-ı Bahaiye, Delail-i Nur, Hülasatü'l-Hülâsa, Hizbi'n-Nuriye, Tahmidiye ve hususan Sekine'yi hiç bırakmazdı. Onu hergün okurdu. Hattâ bazen çay içerken bile okurdu. Risale-i Nurları ya tashih ederdi veya bizlere Risale-i Nurlardan okutur, kendisi dinlerdi. Tefekkür ederdi.

Kırlara gittiğimizde en yüksek yerlere çıkardı. Bazen yüksek ağaçların ve taşların başına çıkardı. Namaz kılarken de yüksek taşların başını tercih ederdi. Kırlarda cemaatle namaz kıldığımızda bizlere imamlık ederdi. Namaz vakti girdiğinde muhakkak ezan okuturdu. Üstadımız bizlere, “Sizlerdeki gençlik bende olsa, şu dağlardan inmem.” derdi. Daima kitab-ı kebir-i kâinatı mütalaa ederdi.

Gece erken kalkar, teheccüd namazını kılardı. Evradlarını, bütün dualarını sabah namazına bir saat kala bitirirdi. Ellerini dergâh-ı İlahiyeye açar, uzun uzun dua ederdi. Bu dua bir saat devam ederdi. O anda bizler huzuruna giremezdik. Ancak dua bittikten sonra girebildik yanına. Hatta bir defasında; “Benim bir dua vaktim var, o anda melaike de gelse kabul etmem.” demişti. “Hem istikbaldeki Nur Talebelerine dua ediyorum.” derdi. Üstadımız yatsı namazını kılınca fazla beklemez hemen yatardı.

Üstad Hazretleri, geceleri sabaha kadar dua, niyaz ve ibadette bulunurdu. Yaz ve kış âdetini hiç değiştirmez, teheccüd namazını devamlı kılar, münacaat ve evradların asla terketmezlerdi. Hiçbir zaman mübarek vaktini boş geçirmez; ya okur ya tashihle meşgul olur veya okutturur, dinlerdi.

Hem Isparta'da, hem Barla'da, hem Emirdağ'da, komşuları bizlere; “Ne zaman Üstad'ın evine geceleri baksak, Üstad'ın odasında ışık yandığını görür, hazin edasıyla dua ettiğini duyardık.” derlerdi.

Üstadımız her zaman abdestli olurdu. Üstad duhâ namazını da hiç geçirmezdi. Bu namazı güneş doğduktan 45 dakika sonra kılardı.

Üstadımız, bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yer ve az uyurdu. Uyku konusunda bize de derdi ki; “Fıtrî uyku beş saattir.”(7)

Elhasıl: İslâm büyüklerinin hayatı ve hatıraları genç nesiller için en güzel rehberdir. Hayatın fırtınalı ve dağdağalı hadiseleri içinde bu rehberler ışıklı deniz fenerleri gibi aydınlık verirler. Hayatını vatan, millet ve din yolunda feda eden maneviyat önderleri ise, dünyada birer kutup yıldızı oldukları gibi, ukbâda da günahkârların şefaatçisi olurlar.(8)

İşte büyük Üstad'ın hayat hatıraları, hizmet-i imaniye ve Kur'aniye safhaları, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyeye taalluk eden ahvali ve nihayet Esma-i İlahiyeye mazhariyet ve âyinedarlık noktasındaki ekmeliyeti o kadar berrak, ulvi ve yüksektir ki; bizim gibi, daha doğrusu benim gibi, en geride bir talebesinin haddi değil, onu terennüm edebileyim; o bâlâ kamete bir suret çizeyim. Bunu tevazu için söylemiyorum; ruhen, kalben, aklen yaşadığım ve idrak ettiğim hakikatler müvacehesinde söylüyorum.

Hazret-i Said'in şahsî hayatiyle, şahs-ı mânevisindeki son asırlara, zamana ve mekâna uzanan mahiyet-i ulviyesini birbirine karıştırmamak veyahut beşerî ahvali arkasında tezahür eden hizmet-i imaniyesine ve o hizmetin ilâ yevmi'l-kıyame devam ile âlemde meydana getirdiği büyük neticelere de atf-ı nazar etmek lâzım geliyor.(9)

Bu vesileyle, ahir zamanın en mühim bir şahsiyet-i maneviyesi olan mehdi-yi azam Bediüzzaman Hazretlerinin gündelik hayatını her yönüyle mücmel bir tarzda tanımak ve bilmek iştiyakında olmakla birlikte; büyük Üstada benzemek isteyen, hak ve hakikatın bağrı yanık âşığı olan/olacak bahtiyarların -denizden bir katre misali- nazar-ı istifadelerine arz etmiş olduk.

Dipnotlar:

(1) bk. Tanıyanların Dilinden: Mustafa Sungur.
(2) bk. Mektubat, Fihrist, Yirmi Altıncı Mektup, s. 504.
(3) bk. age., Yirmi Altıncı İkinci Mebhas.
(4) bk. Tarihçe-i Hayat, Ön Söz.
(5) bk. Tanıyanların Dilinden: Mustafa Sungur.
(6) bk. Tanıyanların Dilinden: Zübeyir Gündüzalp.
(7) bk. Tanıyanların Dilinden: Bayram Yüksel.
(8) bk. Tanıyanların Dilinden: Zübeyir Gündüzalp.
(9) bk. Tanıyanların Dilinden: Mustafa Sungur.

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com