Said Nursi kürtçülük veya farklı bir bölücülük yapmış mıdır?

 

"Evet, ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenâb-ı Hak beni bu memleketin evlâdına hizmetkâr etmiş ki, dokuz sene mütemadiyen bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendileriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malûmdur.

... ben millet-i İslâmiyenin en mühim ve mücahid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğime binler Türk şahittirler"(Said Nursi, Barla Lahikası, 192. Mektub)

* * *

Bedüzzaman'ın yaşadığı dönem de yine aynı dayatmalarda bulunanlara verdiği cevabı aşağıda arzediyoruz:

"Mülhid münafıkların en son ve alçakça ve vicdansızca aleyhimizde istimal ettikleri (kullandıkları) bir silâhı şudur ki, diyorlar: “Said Kürdtür; bir Kürdün arkasında bu kadar koşmak hamiyet-i milliyeye (milletini sevenlere) yakışmaz.” Ben bu münafıkların vicdansızca desiselerine karşı değil, belki safdillerin temiz kalbleri bunların sözleriyle bulanmamak için diyorum ki:

Evet, ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenâb-ı Hak beni bu memleketin evlâdına hizmetkâr etmiş ki, dokuz sene mütemadiyen (sürekli) bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendileriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malûmdur.

Hem ben bu memlekette Hulûsi, Sabri, Hafız Ali, Hüsrev, Re’fet, Âsım, Mustafa Çavuş, Süleyman, Lütfü, Rüşdü, Mustafa, Zekâi, Abdullah gibi yirmi-otuz Müslüman Türk gençlerini adeta yirmi-otuz bin millettaşlarıma tercih ettiğimi ve onları o otuz bin adam yerine kabul ettiğimi, bu dokuz senedeki Türkçe âsâr ile (eserler ile) ve hizmetle göstermişim.

Evet, ben bin gafil ve âmi (cahil) Kürdü, bir Türk olan Hulûsi’ye karşı tutmadığımı ve bin cahil Kürdü, birer Türk olan Âsım ve Re’fet’e mukabil (denk) görmediğimi ve bir genç olan Hüsrev’i bin âmi (cahil) Kürtle değişmediğimi ehl-i dikkat ve benim ahvâlime muttali (alakadar) olanlar tasdik ettikleri halde, frengîlik namına ve ilhad (dinsizlik) hesabına, Türkçülük perdesi altında, sahtekâr bir milliyetperverlik suretinde ve hodfuruşluk cihetinde bana tecavüz edenler ve Türk milletini ve milliyetini zehirleyen mülhidler (dinsizler) bilsinler ki, ben millet-i İslâmiyenin en mühim ve mücahid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğime binler Türk şahittirler. İşte bana Kürd diyen ve ittiham eden, zahir hamiyetperverlik (görünüşte milliyetçilik) gösteren sahtekârlar, bu millete ne gibi hizmet ettiklerini göstersinler."

* * *

Bediüzzaman'ın soyismi Nursi mi, Kürdi mi?


Üstad hazretleri, eski Said döneminde milliyetçilik veya menfi ırkçılık anlamında değilde, doğduğu yere atfen " Kürdi "lakabını kullanmışlardır. Erzurumi, Konevi, Bursevi gibi...Üstadımızın menfi milliyetçilikten dolayı bu lakabı kullanmadığına, bütün eserleri şahittir. Fakat Cumhuriyetten sonra, bu gibi tabirlerin ve lakapların kullanımının kanunen yasaklanmasından dolayı ve bazı alanlarda bazı art niyetli insanların bunu menfi olarak kullanabilme ihtimalinden dolayı, bu lakab yerine, yine doğduğu yere atfen, " Nursi" soyadını almıştır. Bundan böyle eski ve yeni tüm eserlerinde bu imzayı kullanmışlardır..

Bir iki asır öncesine gidildiğinde şu an Türk olarak görülenler Kürd, Kürd olarak görülenlerde Türk olabilir. 600 yüzyıl boyunca aynı çatı altında yaşayan ve osmanlıdan öncede yine birliktelikleri bulunan özellikle Türk ve Kürtler gerek aynı topraklarda yaşamaları gerekse de birbirlerinden kız alıp vermeleri vb. sebebler neticesinde adeta tek millet haline gelmişlerdir.. Nesebi net olarak bilinenlerin dışında diğer kimselerin nesep noktasında fazla teferruata girmemeleri gerekmektedir.

Bizim için esas olan İslamiyet noktasıdır. Milliyet ise ayeti kerimenin ifadesiyle "tanışıp kaynaşma" mız noktasından bizim isteğimizin dışında Rabbimizin bize bahşettiği bir husustur. Osmanlı döneminde doğu illerine "Kürdistan" deniliyordu. Bu isim herhangi bir ırkî mana taşımıyordu. Yalnızca coğrafi bir bölgeye verilen bir ismi çağrıştırıyordu. Pakistan, Afganistan gibi…

O bölgeden olan insanlara ise "kürdi" denilmekteydi. Yine bu, şahsın o bölgeden olduğunu gösteren bir aidiyet ihsas ediyordu. Erzurumi, Konyevi, Bursevi gibi…

Bu manada Üstad hazretleri de, Osmanlı döneminde bu nam ile çağrılıyordu. Fakat bu aidiyetin daha sonra farklı manalar ihsas etmesi sebebiyle, Üstad, Osmanlı sonrasında kendi köyüne nisbetle "Nursi" soyadını almış ve bunu kullanmıştır. Ancak bazı resim kayıtlarda Üstadın soyadının OKUR olarak geçtiği de bilinmektedir.

Makale Yazarı: 
Yusuf Sıddık