Cehenneme girmeye razıyım ifadesine itiraz

Müddei, Hazreti Ebu Bekir’e isnat edilen; “Sıddık-ı Ekber demiştir ki:
Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki, ehli imana yer kalmasın.”
ifadesini bahane ederek Bediüzzamana saldırıyor.

İddiacının zikrettiği ayetlerin hiçbirisi, Allah’ın rızasını esas alan ve Hz. Muhammed (asm)’in hatırını her şeyin üstünde tutan  ve İslam ümmeti olan müminlere karşı harikulade şefkati gösteren bir fedakârlığı yasaklamaz. Bunlar Müslüman olarak asgari müştereklerimiz olan genel prensipleri ortaya koymaktadır. Daha üst seviyedeki kulluğa aykırı değildir. Nitekim, cennet sevdasını ve de cehennem korkusunu hayatının merkezine koyan genel insanların aksine, Allah’ın zatını incitmekten gelen korkuyu esas alan kimseler de pek çoktur.

İmam Gazali, “İhyau’l-Ulum” adlı eserinin “Muhabbet ve Şevk” bölümünde normal prensiplerin dışında fedakârlık örneğini veren takva sahiplerinin harika  takvalarını gösteren, Allah’a karşı ve müminlere karşı besledikleri harika sevgi ve fedakarlık örneklerine yer vermiştir. Aynı yerde Zebur’dan şu alıntı da yapılmıştır:

 “Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Cennet arzusu veya cehennem korkusuyla bana ibadet eden kimseden daha zalim var mı? Acaba, cennet ve cehennem olmasaydı, ben yine de itaat edilmeye layık değil miydim?”

Bediüzzaman Hazretleri gibi aynı manayı, aynı hassasiyeti ruhunda taşımayan insanların, Hz. Ebu Bekir-i Sıddık’ın fedakârlığını anlayamaması gayet normaldir.

Vakıa Hz. Ebu Bekir’in bu sözünü çok sağlam kaynaklara dayandıramıyoruz. Fakat, eskiden beri zahiri ve batıni ilimlerde zirveye ulaşmış İslam büyükleri tarafından kabul görmesi, bu sözün bir aslının olduğunu gösterir. Özellikle Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili her tarafı ihlas ve samimiyet fışkıran ve aynı zamanda işin fıkhî boyutuna da izah getiren aşağıdaki sözlerini gören kimsenin bu tür fedakârlıkları inkâr etmemesi gerekir diye düşünüyoruz. İşte ilgili sözleri:

 

“Büyük Cihad'ın ve Sebilürreşad'ın neşrettiği gibi ben ilân etmişim ki; dine, imana hizmeti ve Risale-i Nur'u değil dünya siyasetine, belki kemalât-ı maneviye ve makamat-ı âliyeye âlet edemediğim gibi.. herkesin hoş gördüğü saadet-i uhreviye ve Cehennem'den kurtulmaya vesile etmemek ve yalnız emr-i İlahî ve rıza-yı İlahîden başka hiçbir şeye âlet etmemek, bu zamanda Nur'un hakikî kuvveti olan sırr-ı ihlas-ı hakikîyi muhafaza etmeye beni mecbur etmiş ki: Sıddık-ı Ekber'in (R.A.) dediği olan 'Mü'minler Cehennem'e gitmemek için Allah'tan isterim, benim vücudum Cehennem'de büyüsün ki, onların yerine azab çeksin.' diye söylediği kudsî fedakârlığının bir zerresini ben de kendime kazandırmak için, ‘İman ile Cehennem'den birkaç adamın kurtulmaları için Cehennem'e girmeyi kabul ederim.’ demişim. Zâten ibadet, Cennet'e girmek ve Cehennem'den kurtulmak için yapılmaz; bozulur. Belki rıza-yı İlahî ve emr-i Rabbanî için yapılır.”(1)

(1) bk. Emirdağ Lahikası-II, (93. Mektup)