Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu

Müddei Bediüzzaman’ın aşağıdaki sözlerini gerekçe göstererek ona, -tekrar etmekte haya ettiğimiz- ağır bir üslupla hakaretler ederek saldırmaktadır. “Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun…”

Bediüzaman’ın sözlerini anlamak bir ufuk meselesidir. İmam Gazali’nin -özetle- belirttiği gibi, yedi-sekiz yaşındaki bir çocuk, oyuncak bebeklerle oynamayı, evlenme heyecanında olan bir adamın haline tercih eder. Keza, mal-mülke düşkün olanların nazarında, mal-mülkü feda edip, makam peşinde koşanların akıldan nasipleri yoktur. Aynen bunun gibi, tacını-tahtını, malını-mülkünü Allah yolunda terk edenler, ehl-i dünya nazarında tek kelimeyle delidirler. Zira bunlar birer seviye işidir. Bir alt seviyede olanlar, üst seviyedekileri anlayamaz ve tenkit ederler.

Şimdi, dünyanın şan-şöhretini kalbinden atamayanların, Bediüzzaman Hazretleri gibi, "dini için ahiretini bile feda etmeye hazır olduğunu" söyleyen nuranî bir zatın sözlerini anlamamaları normal kabul edilmelidir. Dünya-perestler İbrahim Edhem Hazretlerinin Allah rızası için tacını tahtını bırakmasına akıl erdiremedikleri gibi, nefis-perestler de Bediüzzaman Hazretlerinin Allah rızası için, icap ederse, onun  dinine hizmet etmek, kitabını baş tacı yapmak yolunda ahiretini feda edebileceğine asla akıl erdiremezler.

İtirazcının, günah ve isyanlardan ötürü cehenneme girmek ile, Kur’an’ın yeryüzüne hâkim olması durumunda cehenneme gitse bile gam yemeyeceğini söyleyen bir iman meşalesinin bu konudaki sözlerinin farkını anlayamaması. Gerçekten iman şuurundan yoksunluğun verdiği yoksulluğun boyutlarını göstermesi bakımından çok manidardır.

Hadiste ifade edildiği gibi

“Şehit olan kişi, dünyaya dönüp bir daha öldürülmeyi temenni eder.” (1).

Bu temennisinin sebebi müşahede ettiği şehitliğin büyük sevabıdır. Şehitlik derecesinin mahiyetinden habersiz olan kimselerin, onun tekrar tekrar öldürülmeyi istemesini anlaması mümkün müdür?

Bu konuyu anlamak için İmam Gazali’nin şu sözlerine kulak vermek gerekir:

“Salih kullarıma hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyleri hazırladım. Bu lezzetlerin bazısı, kalbinin saflığı ve temizliği zirveye varmış kimseler için, daha dünyada iken verilmiştir ve bunun için de bazıları şöyle demiştir:
 

“Ben ‘Yâ Rab! Ya Allah!’ diye çağırıyorum ve görüyorum ki bu, kalbimin üzerine dağlardan daha ağır geliyor; zira çağırmak ancak perdenin arkasından olur. Acaba yanında oturanı uzakmış gibi çağıran birini hiç gördün mü? Bunun için bazıları der ki: 'Kişi bu ilimde zirveye vardığında halk ona taşlar atar!' Yani onun konuşması halkın akıllarının hududunu aşar.“

“Bu bakımdan bütün âriflerin maksadı; Allah'ın (manevî) visali ve mülakatıdır. Evet sadece budur!”

 

“İşte budur o göz aydınlığı ki ondan insanlar için ne kadarının hazırlandığını hiçbir kimse bilmez. Bu göz aydınlığı hâsıl olduğunda bütün üzüntüler bertaraf olur. Halk nimetlere dalar. Eğer ateşe atılırsa, daldığından dolayı bir şey hissetmez. Eğer ona cennet nimetleri arz olunursa, nimetinin kemâli için dönüp ona bakmaz bile.” (2).

“Nasıl ki çocuk, oyuncak bebeği bırakıp, evlenmeye çalışan bir erkeğin haline gülüyorsa, aynen bunun gibi baş olma peşinde koşanlar da, baş olmayı terk edip Allah'ın marifetiyle meşgul olanın haline gülerler. Ârifler ise derler ki: 'Eğer siz bize gülerseniz, muhakkak ki biz de bir gün gelir sizinle alay edip güleriz ve bunu yakında bileceksiniz!'”(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109.

(2) bk. İhyau’l-Ulum, Muhabbet ve Şevk Bölümü.

(3) bk. age.