Nursi; "Amerika dini bir devlettir" diyor...

Said Nursi, Amerika’nın, dünyanın en büyük devleti olduğunu ve din hakikatlerine sahip çıkıp dinsizlikle mücadele ettiğini, Müslüman devletler ile ittifak kurduğunu iddia etmektedir!

Peki Amerika;

a. Dünyanın en büyük devleti değil mi?

b. Paralarının üzerinde bile “Allah’a imanı” vurgulamamış mıdır?

Üstad’ın ifadesiyle,

 “...Amerika'nın esbak Reis-i Cumhuru Wilson ve İngilizlerin esbak Reis-i Vükelası Loid George gibi çoklar var ki, mutaassıb birer papaz hükmünde dindar oldular.”(1).

 Ayrıca, Amerika’nın resmi dini Hristiyanlıktır. Bu da “Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlarına.” sahip çıktığının göstergesi değil mi?

c. Amerika, Allah‘a inanan devletlerle ittifak kurup ateist olan komünist bloka karşı mücadele etmiyor muydu?

d. Asya ve Afrika’da Suudi, Irak, Ürdün, Bahreyn, Kuveyt, Mısır, Pakistan gibi daha birçok yeni doğmuş Müslüman devletleri okşamadı mı, hala okşamıyor mu?

 e. Bugün dünyada bu saydığımız devletler Amerika’nın en iyi müttefiklerinden değil mi?

Şunu unutmamak gerekir ki, Üstad’ın burada Amerika’nın -ilerde olacağını düşündüğü-müspet tarafını nazara vererek Müslümanlara bir moral vermesi, Amerika’nın kötü ve zalim taraflarının olmadığı anlamına gelmez… Zaten bardağın dolu tarafına bakmak Üstad’ın önemli prensiplerindendir.

Bununla beraber Üstad Hazretleri, bu konuyu -Amerika’yı nazara vermek için değil- tarih boyunca başka dinlerden olanların, akıllarını kullanarak İslam dinine girdiklerine dair bir delil olarak zikretmiştir. Konuyu bağlamından kopararak cerbeze yapan iddiacının ne kadar art niyetli olduğunu görmemek için kör olmak lazımdır. İşte bağlamı:

“Hem Asr-ı Saadet'ten şimdiye kadar (hiçbir tarih bize göstermiyor ki; tekrar gibi) bir Müslüman’ın muhakeme-i akliye ile ve delil-i yakînî ile ve İslâmiyete tercih etmekle eski ve yeni ayrı bir dine girdiğini tarih göstermiyor. Avamın delilsiz, taklidî bir surette başka dine girmesinin bu mes'elede ehemmiyeti yoktur. Dinsiz olmak da başka mes'eledir. Hâlbuki, bütün dinlerin etba'ları ise -hattâ en ziyade dinine taassub gösteren İngilizlerin ve eski Rusların- muhakeme-i akliye ile İslâmiyete dâhil olduklarını ve günden güne, bazı zaman takım takım kat'î bürhan ile İslâmiyete girdiklerini tarihler bize bildiriyorlar.”

Haşiye: İşte bu mezkûr davaya bir delil şudur ki: İki dehşetli harb-i umumînin ve şiddetli bir istibdad-ı mutlakın zuhuruyla beraber, bu davaya kırk beş sene sonra şimalin İsveç, Norveç, Finlandiya gibi küçük devletleri Kur'an’ı mekteblerinde ders vermek ve kabul etmek ve komünistliğe, dinsizliğe karşı sed olmak için kabul etmeleri ve İngiliz'in mühim hatiblerinin bir kısmı Kur'an'ı İngiliz'e kabul ettirmeye taraftar çıkmaları ve Küre-i Arz'ın şimdiki en büyük devleti Amerika'nın bütün kuvvetiyle din hakikatlarına taraftar çıkması ve İslâmiyet’le Asya ve Afrika'nın saadet ve sükûnet ve musalaha bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslâm devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırk beş sene evvel olan bu müddeayı isbat ediyor, kuvvetli bir şahid olur.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk.Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım, s.437.

(2) bk. Hutbe-i Şamiye, s.23, 24.