Olaylar, Risalelerle ilişkilendirilemezmiş...

"Bardağın kırılması, sobanın patlaması ve Asa-yı Musa risalesinin Ravza-i Mütahhara’da
birisi tarafından görülmesinden bile işaretler çıkarılmıştır."

Bu gibi olayların tevafuklarından manevi sinyaller anlamaya çalışmak Hz. Peygamber (a.s.m)’in sünnetidir. Nitekim Kur’an’da da bu tür işaretlerden anlayanlar övülmüştür:

“(Resulüm!) “Hayatın hakkı için onlar, kendilerini öylesine kaybetmişlerdi ki, sarhoşlukları içinde sürünüp gitmekte idiler.  Güneş doğarken o korkunç ses bastırıverdi onları! Bir anda şehirlerinin üstünü altına çevirdik. Pişirilmiş çamurdan yapılmış taş yağmuruna tuttuk onları! Elbette bunda işaretten anlayanlar için alınacak nice ibretler vardır.”(Hicr, 15/72-75).

Evet, Cenab-ı Hak, kâinatı yaratıp, sonra onu kurulmuş saat gibi kendi halinde işlemeye terketmiş değildir. Bir zerre bile Onun izni olmadan hareket etmez.


"Bir yaprak bile Onun ilmi dışında yere düşmez." (En'am, 6/59)

 

 "Hiçbir dişi O'nun bilgisi dışında hamile kalmaz ve doğurmaz." (Fatır, 35/11)

Deli dolu esiyor görülen rüzgâr, rast gele değil, Onun emrettiği şekilde eser. Bazen meltem olur yüzümüzü okşar, bazen fırtına olur, bir "azap kamçısı" olarak görev yapar. Bir sobanın patlaması, bir bardağın çatlaması da bundan müstesna değildir.

Hz. Peygamber (asm) de  birçok olaydan sinyaller almaya çalışmış ve ona göre bir hatt-ı hareket çizmiştir. Bunlardan iki tane örnek verelim:

a. “Sahabeleriyle Hudeybiye’ye doğru ilerlerken, Kureyşlilerin üzerine gidilecek Seniyye tepesine vardığında biniti çöktü. İnsanlar onu kaldırmaya ve yürütmeye çalıştılarsa da kalkmamakta direndi. “Kusvâ çöktü, Kusvâ çöktü…” dediler. Hz. Peygamber (asm):


 “Kusvâ çökmedi, zâten bu ona yaraşmaz. Ama fili Mekke'ye girmekten alıkoyan onu da alıkoymuştur.” buyurup, şöyle devam etti:

 

“Nefsim kudret elinde olan (Allah)'a yemîn ederim ki, Allah'ın emir ve yasaklarına saygılı bulundukları sürece, benden ne isterlerse bu isteklerini mutlaka kabul ederim.”

 

dedi ve sonra binitini zorladı ve o yerinden sıçradı.(2)

b. Yine Hudeybiye anlaşması için gelecek Kurey’ş temsilcisinin “Suheyl b. Amr” olduğunu duyunca, Süheyl kelimesinin “kolay, rahat, hafif” anlamlarından hareketle “Güzel... İşimiz kolaylaşır inşallah.” demiştir.(1)

Herhangi bir yorum, şayet yorumu yapılan konuyla münasip ise, o yorum genellikle alimler tarafından makbul görülür. Hatta rüyaların tabir ve tevillerinin doğru yapılması da rüya ile, rüyaya konu olan kişinin hayatı arasındaki münasebetin kuvvetine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’la ilgili güzel yorumları, güzel tefeülleri, güzel sinyaller ve işaretler algılaması, Risale-i Nur’un kendisiyle çok yakın münasebetinden ileri gelir. Üstad bunu “kuvvetli münasebet-i maneviye” tabiriyle ifade eder. Bu sebeple, Risale-i Nur’un Ravza-i Mutahhara’da görülmesini Nebi (a.s.m)’nin makbulü olarak değerlendirmesi, - iddia edildiği gibi- keyfe mayeşa bir yorum değildir. Otuz üç ayetin işaretlerine, Hz. Ali (ra) ve Hz. Gavs-ı Azam’ın beşaretlerine, -zamanın gösterdiği gibi- Allah’ın inayetine mazhar olmuş bir eserden söz ediliyor.

İşte Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur için güzel yorumlar yaparken, bu kuvvetli münasebet-i maneviyeye bakarak yapar. Yoksa, itirazcıların gözlüğüyle bakıp da rastgele bir kitap nazarıyla bakmaz ki, bu normal yorumları anormal sayılsın. Hz. Peygamber (asm)’in Kur’an’a olan saygısını her mümin az çok bilir. Ne var ki, inkârcılar Kur’an’a uydurma bir kitap nazarıyla baktıkları için onlara göre hiç de değerli değildi.

Milyonlarca insanın ve özellikle üniversite gençliğinin elinde, Kur’an’ın bu asra bakan bir tefsiri olarak okunan ve onları Kur’an’a, dolayısı ile Allah’a teslimiyete götüren Risale-i Nur Külliyatı’na saldıranlar, bu ön yargıları sebebiyle büyük bir hazine-i Kurâniye'den mahrum kalmaktadırlar...

Dipnotlar:

(1) bk. bk. Hazin Tefsiri, Fetih, 48/21-24. ayetlerin tefsiri.

(2) bk. bk. İbn Kesir, Fetih Suresi: 25-26. ayetlerin tefsiri; İbn’u-Cevzî, Fetih:1-3. ayetlerin tefsiri.