Risalelerin ilhamla yazılmasına karşı itiraz

İddiacının iddialarından birisi de: “Said Nursi’ye göre, yazdığı şeyler kendi iradesi
dışında kendisine yazdırılmıştır. Ve güya kalbine sürekli gelen ilham ve
ihtarlarla bu eserler ortaya çıkmıştır.” şeklindedir...

Bediüzzaman Hazretlerinin, kalbine ilhamların geldiğini söylemesini, bir şirk olarak gören iddiacıya acımamak mümkün değildir. Bu iddiacı hiç mi;

“Kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.” (1)

hadisini okumadı; bu ne cesaret?

Diğer yandan, tarih boyunca İslam aleminde milyonlarca insanın ilhamlara mazhar olduğu bilinen bir gerçektir. Değil insanların, hayvanların dahi ilhama mazhar olduğu ayet ile sabittir. Mesela,
 

“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin."(Nahl, 16/8)

İşin enteresan tarafı, bu ayette ilham değil, vahiy kelimesi geçiyor. Şimdi bu kelimeden yola çıkarak, arıya peygamberlik mi isnat edeceğiz? Ehl-i sünnet uleması vahyin mertebeleri olduğunu ifade ederler. Peygamberler dışında, gerek insan ve gerekse hayvanlara gelen şeyin ilham olduğunu kabul etmişlerdir.

Hayvana dahi gelen bir ilham, nasıl oluyor da İmam Rabbani, İmam Gazali ve Bediüzzaman gibi zatlara isnat edilince şirk oluyor ve bunlar peygamberlik iddia etmiş oluyorlar?!. Bunu anlamak mümkün değildir.

Ayrıca,

“Her bir nefis ve onu düzenleyen, ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki: Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran, felaha erer. Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.”(Şems, 91/7-9)

mealindeki ayetlerde bütün insanların fıtratında ilham kaynağının bulunduğuna vurgu yapılmıştır.

Bir Arap şairinin ifade ettiği gibi,
 

“Kişinin fiilleri kötü oldu mu, artık bütün zanları da kötü olmaya başlar. Herkesi kendi gibi sanarak suizanda bulunur.”

 İşte bu söz, zavallı itirazcının durumunu anlatıyor gibi…

Şeytanın vesvesesinden tamamen kurtulmak insanlar için imkânsız gibidir. Çünkü, kalbin sağ tarafında kişiye iyiliği, güzelliği ilham eden “kuvve-i melekiye” bulunduğu gibi, kalbin sol tarafında da kötülüğü, çirkin şeyleri telkin eden “lümme-i şeytaniye” bulunmaktadır. Şeytanlar kötülüğü, melekler de iyiliği telkin ediyorlar. Biri nefsi, biri de aklı ve kalbi desteklemektedir. Nefsine rağmen aklını kullanarak Allah'a itaat edenler, meleklerden de üstün bir konuma gelirler. Ama aklına rağmen, nefis ve şeytana uyarak Allah'a isyan eden kimse ise, hayat felsefesi bakımından hayvanlardan daha aşağı bir derekeye düşecektir.

Abdullah b. Mesud'dan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (asm):
 

 "İnsanoğlunda bir lümme-i şeytâniyye bir de lümme-i melekiyye vardır. Lümme-i şeytâniyyeden hakkın yalanlanması ve kötülüklerin yapılması; lümme-i melekiyyeden de hak ve hakikatin tasdik edilmesi ve güzel işlerin yapılması yolunda telkinler yapılır. Buna göre içinden hayır işlerine dair telkinler alan kimse, bunun Allah tarafından olduğunu bilsin ve O'na hamd etsin. Kötülük telkinine maruz kalan kimse de, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınsın."

 

diye buyurmuş ve ardından da

 

"Şeytan size fakirliği telkin eder ve hayasızlığı emreder."(Bakara, 2/268)

 

 mealindeki âyeti okumuştur."(2).

Bir hadis-ı şerifte,
 

"İşte bunda mütevessimler (ibret alanlar) için işaretler vardır."( Hicr, 15/75)

mealindeki âyette yer alan "mütevvesimin" kelimesi feraset olarak açıklanmıştır. Tirmizi'nin Ebû Said el-Hudrî'den yaptığı rivayette, Hz. Peygamer (asm):
 

"Mü'minin ferasetinden çekinin, çünkü o, Allah'ın nuru ile bakar, görür."(3)

buyurmuştur. Feraset de bir nevi ilhamdır.

Kur’an’da; Hz. İsa (as)’ın havarilerine (Miade, 5/111), Hz. Musa (as)’ın annesine (Kasas, 28/7), arıya (Nahl, 16/68) vahiy/ilham edildiği açıkça ifade edilmektedir.

Şimdi Kur’an ve hadislerle sabit olan ve her insanın hayatında defalarca gördüğü ilhamı şirk olarak değerlendiren ve bunu Bediüzzaman gibi bir müceddid için günah sayan bir adama ne demeli?

Biz sadece ıslah için dua eder ve Allaha havale ederiz. Zira Hazreti Peygamber (asm) ve O’nun bu zamanda örnek bir talebesi olan Bediüzzaman hep böyle yapmıştır. Varsın iddiacı küfür ve hakaret dolu sözlerle saldırsın. Nitekim herkes kendi karakterinin gereğini sergiler. Bediüzzamanın ifadesi ile
 

“Arı su içer bal verir, yılan su içer zehir akıtır.”

Kur’an talebesi olan Bediüzzaman, kendisini idam sehpasına götürenlere hidayet temennisinde bulunup, onlara dahi hakkını helal ederken, yine Kur’an talebesi iddiası ile ortaya atılan bu iddiacı, milyonlarca Müslüman’ın arkasında gittiği bir zata, hiç çekinmeden küfür ve hakaret edebiliyor. Allah hidayet versin demekten başka bizim söyleyecek sözümüz yoktur.

Eğer Allah’tan korkmasaydık, nefsimize uysaydık, biz de yüzlerce ayetin tehditlerini kendisi için tatbik ederdik. Yine de şunu hatırlatalım ki, bir mümini tekfir eden kimsenin cinayeti, bir katilin, bir zinakârın bir hırsızın cinayetinden katbekat daha büyüktür.

İddia videosunda yer alan, Bediüzzaman Hazretlerinin kerametkarane aktardığı bu gibi haberler ister Kur’an’dan istinbat edilmiş olsun, ister ilhamdan kaynaklanmış olsun, zamanın ve aynı tarihin kendisini tasdik ettiğine binlerce şahit vardır.

Bütün kerametleri inkâr eden, ümmetin en büyük evliyaları olan Abdulkadir Geylanî, Ahmed Bedevî, Ahmed Rufaî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbani gibi zatları yalancılıkla itham eden, evliyalarla mücadele etmeyi hayatının en büyük gayesi bilen zavallılar bunu anlayamaz.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Edeb, 73; Müslim, Îmân, 26.

(2) bk. Tirmîzî, Tefsir, 3.

(3) bk. Tirmîzî, Tefsir, 16.